Toggle sidebar
Bern Konvansiyonu Nedir?

Bern Konvansiyonu Nedir?

16 dakika

Bern Konvansiyonu, edebiyat ve sanat eserlerine ilişkin telif hakkının sınır ötesinde tanınmasını sağlayan temel uluslararası sözleşmedir. En kritik kural, bir eserin diğer üye ülkelerde yerli eserlerle aynı korumayı görmesi (ulusal muamele) ve bu korumanın kayıt ya da bildirim gibi formalitelere bağlanmamasıdır. Ayrıca çeviri, uyarlama, çoğaltma ve kamuya iletim gibi mali hakların yanı sıra, eser sahibinin adının belirtilmesi ve eserin bütünlüğüne saygı gibi manevi haklar için de asgari bir çerçeve kurar; ayrıntılar yine koruma talep edilen ülkenin hukukuna göre yürür. En sık yapılan hata, otomatik korumayı hak arama süreçlerinin de kendiliğinden işleyeceği sanısıyla karıştırmaktır.

Bern Sözleşmesi hangi konuyu düzenler, telif sözleşmesinden farkı nedir?

1979 tarihli doğa koruma sözleşmesi

Türkiye’de “Bern Sözleşmesi” denildiğinde çoğu zaman kastedilen metin, 1979 tarihli Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarının Korunması Sözleşmesidir. Bu sözleşme, Avrupa Konseyi çatısı altında kabul edilmiştir. Konusu telif değil, yaban hayatı, bitki türleri ve doğal habitatların korunmasıdır. Türlerin korunması için avlanma, yakalama, öldürme gibi eylemlere sınırlamalar getirilmesi; habitat tahribatının önlenmesi; taraf ülkeler arasında iş birliği kurulması gibi hedeflere dayanır. Uygulamada “Ek” listeleri (koruma düzeyi yüksek türler, korunan türler ve yasak yöntemler gibi) sözleşmenin omurgasını oluşturur.

Bu metin bir “telif sözleşmesi” değildir. Telif sözleşmesi, eser sahibi ile bir yayınevi, ajans ya da yapımcı arasında imzalanan; hak devri, lisans, süre, bedel ve kullanım biçimini düzenleyen özel hukuk sözleşmesidir. 1979 Bern Sözleşmesi ise devletlerin taraf olduğu, kamu hukuku niteliğinde bir uluslararası çevre koruma sözleşmesidir. Avrupa Konseyi’nin Bern Sözleşmesi sayfası bu ayrımı netleştirir.

1886 Berne Telif Hakları Sözleşmesi ile karışan noktalar

Karmaşanın ikinci nedeni, isim benzerliği taşıyan 1886 tarihli Berne Telif Hakları Sözleşmesidir. Bu metin, edebiyat ve sanat eserlerinin uluslararası düzeyde korunmasına ilişkin temel çerçeveyi kurar ve telif hukukunda “ulusal muamele” ve “formalitesiz koruma” gibi ilkelerle anılır. Kurumsal olarak Avrupa Konseyi’nden ayrı bir hatta, fikri mülkiyet alanında uluslararası sistemin parçasıdır. Resmi bilgi için WIPO’nun Berne Sözleşmesi sayfası referans alınabilir.

Özetle: “Bern” (1979) doğa koruma, “Berne” (1886) telif hakları ile ilgilidir. Aynı şehir adını taşısalar da amaç, kapsam ve mekanizmaları tamamen farklıdır.

Bern Sözleşmesinin amacı ve koruduğu değerler

Yaban hayatı ve doğal yaşam ortamları

Bern Sözleşmesi’nin ana odağı yaban hayatı ile bu canlıların yaşadığı doğal yaşam ortamlarıdır. Yaklaşım basittir: Bir türü korumak, çoğu zaman o türün ürediği, beslendiği ve barındığı habitatı korumadan mümkün olmaz. Bu yüzden sözleşme, sadece hayvan ve bitki türlerini saymakla yetinmez; habitatların bozulmasını önlemeyi de merkezine alır.

Metin, yaban bitkileri ve yaban hayvanlarını “doğal miras” olarak görür. Bu mirasın estetik, bilimsel, kültürel ve ekonomik bir değer taşıdığı kabul edilir. Bir diğer kritik değer de ekolojik denge yaklaşımıdır. Popülasyonların ekolojik gerekliliklere uygun seviyede tutulması hedeflenir. Bunu yaparken ekonomik ve rekreasyonel ihtiyaçların da tamamen yok sayılmaması öngörülür.

Tehdit altındaki türler ve ekosistemler

Bern Sözleşmesi, özellikle nesli tehlike altında ve hassas türlere ağırlık verir. Bu, uygulamada “daha sıkı koruma” anlamına gelir. Bazı türler için yakalama, öldürme, yumurta toplama, üreme ve dinlenme alanlarını tahrip etme gibi fiillerin yasaklanması bu mantığın sonucudur.

Aynı şekilde, risk altındaki doğal habitatların korunması da bir tür “ekosistem koruma” perspektifi getirir. Sözleşme, korumanın sadece bugünü değil, geleceği de kapsaması gerektiği fikrine dayanır. Bu nedenle koruma, tekil türlerden çok daha geniş bir çerçevede ele alınır.

Taraf ülkeler arası iş birliği mantığı

Sözleşmenin üçüncü ayağı taraf ülkeler arasında iş birliğidir. Çünkü birçok türün yaşam döngüsü ülke sınırlarını aşar. Özellikle göçmen türler için tek bir ülkenin aldığı önlem, diğer ülkelerde desteklenmezse etkisini kaybedebilir.

Bu iş birliği; ortak koruma politikaları geliştirme, planlama ve kalkınma kararlarında doğal yaşamı dikkate alma, kirlilikle mücadele önlemlerini uyumlaştırma ve araştırmaları koordine etme gibi alanlarda somutlaşır. Dileyenler, sözleşmenin resmi metnine Bern Sözleşmesi (ETS No. 104) üzerinden erişebilir.

Bern Sözleşmesi kapsamı: hangi türler, habitatlar ve faaliyetler?

Habitat koruması ve tahribatın önlenmesi

Bern Sözleşmesi kapsamının ilk halkası habitat korumasıdır. Taraf devletlerden; yaban bitkileri ve yaban hayvanlarının habitatlarını, özellikle de Ek I ve Ek II’de sayılan türlerin yaşam alanlarını korumaya yönelik mevzuat ve idari tedbirler almaları beklenir. Aynı zamanda “tehlike altındaki doğal habitatların” korunması da açık bir hedef olarak konur.

Bu koruma, sadece kağıt üzerinde “alan ilanı” ile sınırlı değildir. Planlama ve kalkınma politikalarında, koruma altındaki alanların ihtiyaçlarının gözetilmesi ve bu alanlarda bozulmanın mümkün olduğunca önlenmesi veya azaltılması yaklaşımı öne çıkar. Sınır bölgelerindeki habitatlar için ülkelerin uygun şekilde koordinasyon kurması da kapsamın parçasıdır.

Tür koruması ve yasaklanan eylemler

Tür bazında koruma, Ekler üzerinden kurgulanır. Ek I’deki yaban bitkileri için kasıtlı toplama, kesme, sökme gibi eylemlerin yasaklanması; ayrıca durumuna göre elde bulundurma ve satışın da engellenmesi öngörülür.

Ek II’deki “sıkı korunan” yaban hayvanlarında ise yasaklar daha geniştir. Özellikle şu fiiller hedef alınır: kasıtlı yakalama ve öldürme, üreme veya dinlenme alanlarının tahribi, üreme ve kış uykusu gibi hassas dönemlerde ciddi rahatsız etme, yumurtaların alınması ve belirli hallerde elde bulundurma ile iç ticaret.

Ek III’teki türlerde yaklaşım “tam yasak” değil, kontrollü kullanımdır. Avcılık dönemleri, geçici yasaklar ve satış-taşıma gibi faaliyetlerin düzenlenmesiyle popülasyonun tehlikeye düşmemesi hedeflenir. Ayrıca seçici olmayan, yerel yok oluşa veya ciddi rahatsızlığa yol açabilecek yöntemler ve Ek IV’te sayılan bazı araç ve yöntemler yasaklanır.

Göçmen türlere ilişkin yaklaşım

Göçmen türlerde sözleşme iki katmanlı bir koruma kurar. Birincisi, göç yolları üzerinde bulunan kışlama, konaklama, beslenme ve üreme gibi kritik alanlara özel önem verilmesidir.

İkincisi, göçmen türlerin korunması için taraf ülkelerin, habitat ve tür korumasına ilişkin genel önlemlere ek olarak çabalarını koordine etme yükümlülüğüdür. Ek III kapsamındaki göçmen türlerde, kapalı sezon gibi düzenlemelerin türün ihtiyaçlarına uygun kurulması gerektiği de ayrıca vurgulanır.

Ek I, Ek II, Ek III ve Ek IV neyi ifade eder?

Eklerin kısa özeti ve nasıl okunur

Bern Sözleşmesi’nde “Ekler”, koruma altına alınan türlerin ve bazı yasak yöntemlerin liste halinde gösterildiği bölümlerdir. Hangi türe hangi düzeyde koruma uygulanacağını pratikte bu Ekler belirler. Güncel listelere en güvenli şekilde Bern Sözleşmesi ekleri üzerinden bakılır.

Kısa özet şöyle okunabilir:

  • Ek I: “Sıkı korunan” yaban bitkileri. Bu listede yer alan bitkiler için kasıtlı toplama, koparma, sökme gibi müdahaleler esasen hedef alınır.
  • Ek II: “Sıkı korunan” yaban hayvanları. Yakalama ve öldürme gibi fiillerin yanı sıra üreme ve dinlenme alanlarının tahribi, hassas dönemlerde rahatsız etme, elde bulundurma ve ticaret gibi başlıklar da daha ağır bir koruma mantığıyla değerlendirilir.
  • Ek III: Korunan yaban hayvanları. Bu grupta “mutlak yasak” yerine, avlanma ve diğer yararlanma biçimlerinin popülasyonu riske atmayacak şekilde düzenlenmesi yaklaşımı vardır.
  • Ek IV: Yasak öldürme-yakalama ve diğer yararlanma yöntemleri. Patlayıcı, zehir, elektrik gibi seçici olmayan ya da kitlesel etki doğuran yöntemler bu mantığa örnektir. Bu Ek, özellikle Ek III’te “düzenlenebilir kullanım” gündeme geldiğinde kritik hale gelir.

Ekleri okurken üç noktayı kaçırmamak gerekir. Birincisi, türler çoğunlukla Latince bilimsel ad ile yazılır; benzer isimli türlerle karışmayı önler. İkincisi, Ekler zaman içinde değişebilir; bu yüzden güncel listeye bakmak önemlidir. Üçüncüsü, Ek’te yer almak tek başına “ceza maddesi” değildir; yaptırım ve uygulama her ülkede ulusal mevzuat üzerinden kurulur, ancak sözleşme koruma standardını belirler. Sözleşme metni ve Eklerin sistematiği EUR-Lex’teki resmi metinde birlikte görülür.

Uygulama ve denetim: Daimi Komite, raporlama ve uzman grupları

Daimi Komite ne yapar?

Bern Sözleşmesi’nin “uygulama ve denetim” tarafında en görünür organ Daimi Komitedir. Kısaca, sözleşmenin nasıl hayata geçirileceğine yön verir. Genellikle yılda bir kez toplanır ve taraf ülkelerin temsilcileri ile gözlemcileri bir araya getirir.

Daimi Komite’nin işlevi üç başlıkta özetlenebilir: Sözleşmenin hedeflerine ulaşmak için tavsiye kararları kabul etmek, sahadaki gelişmeler ışığında sözleşmenin etkinliğini artıracak politika yönlendirmesi yapmak ve ülkelerin uygulamalarını izleyerek sözleşmenin “yaşayan” bir metin olarak gelişmesini sağlamak. Bu yüzden Ek listelerindeki tür statüsü değişiklikleri gibi teknik ama etkisi büyük konular, çoğu zaman Komite gündeminden geçer.

Raporlama ve tavsiye kararları

Sözleşmede raporlama, klasik bir “yaptırım denetimi” gibi değil; daha çok şeffaflık ve hesap verebilirlik aracı gibi çalışır. En net raporlama hattı, taraf devletlerin sözleşmedeki koruma hükümlerine istisna uyguladığı durumlarda devreye giren iki yıllık bildirimlerdir. Bu raporlar, istisnanın bilimsel etkisini ve koşullarını ortaya koymayı hedefler.

Buna ek olarak, ülkelerden ulusal uygulamaya dair daha geniş çerçeveli raporlar da istenebilir veya teşvik edilir. Güncel çerçeve ve hangi raporun ne zaman gündeme geldiği, raporlama sistemi üzerinden takip edilebilir. Daimi Komite’nin “tavsiye kararları” ise çoğu zaman bağlayıcı bir ceza doğurmaz; fakat ulusal idare ve yargı süreçlerinde, koruma standardının yorumlanmasında ciddi ağırlık kazanabilir.

Uzman gruplarının rolü

Bern Sözleşmesi altında çalışan uzman grupları, teknik bilginin ve sahadan gelen verinin sisteme girdiği yerdir. Kuşlar, bitkiler, istilacı yabancı türler, büyük etçiller veya korunan alanlar gibi tematik başlıklarda toplanan bu gruplar; uygulamadaki sorunları değerlendirir, tür ve habitatların durumunu izler ve pratik rehberler üretir.

Önemli nokta şu: Uzman grupları genellikle “karar veren” değil, standart ve öneri hazırlayan yapılar olarak çalışır. Hazırlanan taslaklar ve teknik öneriler, Daimi Komite gündemine taşınır. Böylece sözleşmenin koruma yaklaşımı, sadece metinle sınırlı kalmaz; güncel ihtiyaçlara göre somut politika önerilerine dönüşür.

İhlal ve şikayet süreci: vaka dosyası sistemi nasıl işler?

Şikayet kimler tarafından gündeme taşınabilir?

Bern Sözleşmesi’nde ihlal iddiaları, “vaka dosyası” (case-file) sistemi üzerinden gündeme gelebilir. Bu sistem, bir mahkeme başvurusu gibi çalışmaz. Daha çok, taraf devletlerin sözleşme yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğini izlemeye yarayan şikayet temelli bir mekanizmadır.

Şikayet; bir STK, bir özel kişi veya doğrudan bir taraf devlet tarafından gündeme taşınabilir. Ancak anonim şikayetler kabul edilmez. Buna karşılık, şikayetçinin kimlik ve iletişim bilgilerinin gizliliği belirli ölçüde korunabilir. Şikayetin, hangi sözleşme yükümlülüğüne ilişkin olduğu açıkça anlatılmalı ve meselenin yerel ya da ulusal düzeyde en azından gündeme getirildiği gösterilmelidir. İlgili resmi çerçeveye Bern Sözleşmesi case-files sayfasından ulaşılabilir.

Vaka dosyası açılınca ne olur?

Süreç genellikle Sekretarya’nın ilk incelemesiyle başlar. Şikayet asgari koşulları karşılıyorsa ilgili devletten görüş istenir ve konu, Bern Sözleşmesi’nin Bureau’su ve gerektiğinde Daimi Komite gündemine taşınır. Dosyalar, önem ve aciliyet düzeyine göre farklı statülerle izlenebilir. Uygulamada “yeni şikayet”, “stand-by”, “possible file” ve “open file” gibi kademeler görülür.

Dosya ilerledikçe devletten ve şikayetçiden ek bilgi talep edilebilir. Gerekli görülürse bağımsız uzmanlarla yerinde inceleme yapılması veya taraflar arasında çözüm üretmek için arabuluculuk/kolaylaştırıcılık benzeri bir ziyaret planlanması da gündeme gelebilir. Amaç çoğu zaman “ihlal tespiti”nden çok, sorunun çözümüne dönük bir yol haritası oluşturmaktır.

Sözleşmenin yaptırımı var mı, ne kadar bağlayıcı?

Bern Sözleşmesi, taraf devletler açısından uluslararası hukukta bağlayıcı bir sözleşmedir. Ancak vaka dosyası sürecinin sonunda, klasik anlamda “para cezası”, “proje iptali” gibi otomatik ve doğrudan bir yaptırım mekanizması beklemek doğru olmaz. Daimi Komite’nin kabul ettiği tavsiye ve kararlar, çoğu zaman “soft law” niteliğindedir.

Buna rağmen süreç etkisiz değildir. Dosyaların kamuya açık şekilde izlenmesi, yerinde inceleme raporları ve Komite tavsiyeleri; idare üzerinde politik ve kurumsal baskı yaratabilir. Ulusal mevzuatın yorumunda, ÇED süreçlerinde ve idari yargıdaki tartışmalarda “uluslararası yükümlülük” argümanını güçlendiren bir zemin de oluşturabilir.

Türkiye açısından Bern Sözleşmesi ne anlama gelir?

Türkiye’nin taraf olma durumu ve temel yükümlülükleri

Türkiye bakımından Bern Sözleşmesi, sadece “iyi niyet beyanı” değil; idarenin ve mevzuatın yönünü etkileyen, doğa koruma standartlarını belirleyen bir uluslararası çerçevedir. Türkiye’de sözleşme 09/01/1984 tarihli 84/7601 sayılı karar ile onaylanmış, 20/02/1984 tarihli ve 18318 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmış ve 01/09/1984 itibarıyla yürürlüğe girmiştir.

Anayasa’nın 90. maddesi gereği, usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bu da Bern Sözleşmesi hükümlerinin, en azından yorum ve uygulama düzeyinde, ulusal süreçlerde “dikkate alınması gereken” bir norm olmasını sağlar.

Hangi konularda gündeme gelir: proje, imar, avcılık

Bern Sözleşmesi Türkiye’de en çok üç alanda görünür olur. İlki proje izinleri ve ÇED süreçleridir. Enerji, madencilik, yol, kıyı düzenlemeleri, turizm tesisleri gibi faaliyetler; korunan türlerin üreme-dinlenme alanlarına, göç yollarına veya hassas habitatlara temas ediyorsa sözleşme tartışması pratikte büyür. Burada ana mesele “proje yapılsın mı” tartışmasından çok, habitat tahribatının önlenmesi, alternatiflerin değerlendirilmesi ve etkin koruma tedbirlerinin kurulmasıdır.

İkincisi imar ve planlama boyutudur. Kıyı bandı, sulak alan çevresi, orman ve makilik habitatlar gibi alanlarda plan kararlarının, koruma yükümlülükleriyle çelişip çelişmediği; itirazlarda ve idari yargı uyuşmazlıklarında sıkça gündeme gelir.

Üçüncüsü avcılık ve yaban hayatı yönetimidir. Av sezonu, avlanabilir türler, kota ve yasak yöntemler gibi başlıklarda sözleşmenin “tür ve yöntem” yaklaşımı, ulusal düzenlemelerin arka planında etkili olur.

Türkiye’den tartışmalara konu olan örnekler

Türkiye açısından en bilinen örnekler, deniz kaplumbağalarının yuvalama kumsalları etrafında şekillenen şikayet dosyalarıdır. Bern Sözleşmesi vaka dosyası sisteminde “2012/9(a) Türkiye” dosyası; Patara ve Fethiye’deki yuvalama kumsallarında yapılaşma, ışık kirliliği ve sahil kullanım baskısı gibi etkiler üzerinden açılmıştır. Dosya sürecinde 2025 yılında Patara kısmının “stand-by” statüsüne çekilmesine, Fethiye kısmının ise “açık dosya” olarak devamına karar verildiği görülür.

Bir diğer güncel dosya “2019/5 Türkiye” olup Mersin Anamur sahilinde deniz kaplumbağası yuvalama alanına ilişkin iddiaları içerir. Şikayette, kaçak/uygunsuz yapılaşma ve turizm kaynaklı baskıların habitatı olumsuz etkilediği ileri sürülmüş; dosyanın 2022’de açıldığı ve sahada inceleme (on-the-spot appraisal) gibi adımların gündeme geldiği anlaşılmaktadır.

Danışmanlık

Profesyonel hukuki danışmanlık mı arıyorsunuz?

Avukatistan üzerinden kolayca hukuki danışmanlık talebi oluşturup, sisteme kayıtlı binlerce avukattan teklif alabilirsiniz.

Lütfen unutmayın
  • Avukatistan, avukatlardan alınan hizmetler için herhangi bir ücret ya da komisyon talep etmez.
  • Hizmetlerimiz yalnızca avukatlarla iletişim kurmanıza yardımcı olmak içindir; avukatlar tarafından verilen hizmetlerden Avukatistan sorumlu tutulamaz.

Avukatlara Özel

Avukatistan’da profilinizi büyütün

Kaydınızı tamamlayın, daha görünür olun ve size uygun müvekkil talepleriyle daha hızlı buluşun.

Avukat Olarak Kaydol