Zilyetliğe dayalı tapu iptali: Köy yolu tescili iptal edilir mi?
2008 yılında tapuda "yol" olarak tescil edilmiş bir alanın, davacılar tarafından "yanlışlıkla yol olarak tescil edildiği" iddiasıyla kendi adlarına tescili ve parsellerine dâhil edilmesi için zilyetliğe dayalı tapu iptali ve tescil davası açıldı. Davalılar Maliye Hazinesi ve köy tüzel kişiliğidir. Köy tüzel kişiliği adına verilen cevap dilekçesinde, yerin tapuda yol olarak tescilli olduğu ve bu yöndeki deliller bildirildi. Fiilen yol, paftadaki ölçülerine göre tam açık değil; açılması engelleniyor. Ancak patika olarak aktif şekilde kullanılmaktadır.
Ayrıca köy sakinlerinden biri, kamu malına zarar verme ve işgal gerekçesiyle aynı kişiler hakkında suç duyurusunda bulundu. Harita bilirkişileri görevlendirildi; yol üzerinde 13 adet fındık ağacı ve kullanılmayan metruk bir su deposu tespit edildi. Soruşturma aşamasındadır. Paftadaki yol genişliği ortalama 2,7 m’dir.
Ön inceleme duruşması bir ay sonra. Bu durumda hukuki süreç nasıl ilerler? Keşif yapılmadan usulden ret kararı verilebilir mi?
Cevaplar
Merhaba, anlattığınız tabloda “yol” vasfıyla tapuya tescilli bir yerin zilyetlikle özel mülkiyete geçirilmesi kural olarak mümkün değildir; bu tip yerler kamu malı niteliğinde değerlendirilir ve zilyetlik (ağaç dikme, çevirmek, fiilen daraltmak gibi fiiller dahi) mülkiyet kazandırmaz. TMK m.715’in temel yaklaşımı da yararı kamuya ait malların Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu yönündedir.
Sizin olayınızda 2008’de tapuda “yol” olarak tescil edilmiş olması ve fiilen patika olarak aktif kullanımın sürmesi, yerin “kamuya terk/tahsis edilmiş yol” karakterini güçlendirir. Üzerinde 13 fındık ağacı ve metruk depo bulunması, çoğu dosyada “yolun fiilen işgal edildiği/daraltıldığı” şeklinde yorumlanır; yol vasfını kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Kadastro Kanunu m.16’da da yol, meydan, kapanmış yollar gibi kamu hizmetine özgülenmiş yerlere ilişkin tespit rejimi düzenlenmiştir.
Bu nedenle mahkemenin gidişatı genellikle şöyle olur: Ön incelemede uyuşmazlık noktaları belirlenir, deliller toplanır; devamında fen/harita bilirkişisi (çoğu zaman ziraat ve mahalli bilirkişi/tanıkla birlikte) ile keşif yapılıp yolun paftası zemine uygulanır, kullanım şekli, süreklilik ve kamuya tahsis durumu netleştirilir. Yargıtay uygulamasında “yol/yol boşluğu” gibi alanlarda eksik inceleme ile karar verilmemesi, keşif ve teknik incelemenin tam yapılması gerektiği sık vurgulanır.
“Keşif yapılmadan usulden ret olur mu?” Olabilir ama bu, yolun esasına girip “zilyetlikle kazanılamaz” denmesinden ziyade dava şartı/ilk itiraz türü eksikliklerde gündeme gelir. Örneğin görev, kesin yetki, taraf ehliyeti, hukuki yarar, gider avansı gibi HMK m.114 kapsamı bir eksiklik varsa mahkeme (tamamlanabilir ise süre verip) giderilmezse usulden ret kararı verebilir. Buna karşılık, “burası yoldur, zilyetlikle tescil olmaz” değerlendirmesi çoğu dosyada esasa ilişkin olduğundan, özellikle zeminde yolun konumu/kullanımı tartışmalıysa keşif yapılmadan karar verilmesi daha az isabetli olur.
Ceza soruşturması (kamu malına zarar verme/işgal iddiası) hukuk davasını otomatik durdurmaz; mahkeme ancak ceza dosyasındaki tespit, mülkiyet/vasıf bakımından belirleyici olacaksa bekletici mesele yapmayı tartışır. Uygulamada çoğu kez sivil yargılama kendi delilleriyle yürür.
Ön inceleme için pratik olarak köy tüzel kişiliği adına şu talepler dosyayı güçlendirir:
Ön inceleme öncesi tek kritik nokta: Bu “yol” tescili 2008’de hangi işleme dayanıyor (kadastro tespiti mi, imar uygulaması/terk mi, idari tescil mi)? Bu dayanak, davanın kaderini ve doğru hukuki yolu (zilyetlik mi, yolsuz tescil/düzeltim mi, idari işlemin iptali mi) belirleyecek ana eksendir.