Kısıtlıya vasi gösterilmeden icra takibi başlatmak HMK 124/3-4 kapsamında maddi hata sayılır mı?
TMK 405 kapsamında kısıtlı bir kişi adına, vasisinden hiç bahsetmeden doğrudan “borçlu” olarak icra takibi başlatılmış ve takip tebligatlarının hiçbiri ne vasiye ne de kısıtlıya yapılmamışsa, bu durum “maddi hata veya kabul edilebilir yanılgı” kapsamında değerlendirilerek HMK 124/3-4 uygulanabilir mi?
Cevaplar
Merhaba, anlattığınız senaryoda (TMK 405 kapsamında kısıtlı olan kişi hakkında, vasisi hiç gösterilmeden “borçlu” sıfatıyla takip açılması ve takip tebligatlarının ne vasiye ne de kısıtlıya yapılması) meseleyi iki ayrı başlıkta ayırmak gerekir: taraf/temsil sorunu ve tebligat sorunu.
Önce “kısıtlı kim adına takip edilir?” kısmı: Kısıtlılık TMK 405 sebebiyle kurulmuşsa, borç ilişkisi kısıtlının üzerindedir; bu yüzden icra takibinde borçlu kural olarak yine kısıtlının kendisidir. Vasi, borçlu “yerine geçen” bir taraf değil; kısıtlı adına işlem yapan kanuni temsilcidir. Bu nedenle yalnızca “vasiyi yazmamış olmak” çoğu olayda yanlış tarafa (başka bir kişiye) yönelme değil, daha çok temsilci/tebligat muhatabı hatası olarak karşımıza çıkar. (TMK m.405 için: Türk Medeni Kanunu kanun bilgileri ve metin erişimi)
Bu ayrım HMK 124 bakımından kritik: HMK 124/3-4’teki “maddi hata” ve “kabul edilebilir yanılgı” kurumu, esasen davada taraf değişikliği (husumetin düzeltilmesi) mekanizmasıdır. (HMK m.124 için: Hukuk Muhakemeleri Kanunu kanun bilgileri ve metin erişimi) İcra takibi ise doğrudan HMK’daki “dava” kavramıyla birebir örtüşmez; takip dosyasında “taraf değişikliği”nin HMK 124 gibi işletilmesi, uygulamada her zaman aynı şekilde kabul edilen bir yol değildir.
Somut olayınıza uygulayınca şunu söyleyebilirim:
Yine de “HMK 124/3-4 uygulanır mı?” sorunuza en dürüst cevap şu olur: Eğer alacaklının hatası, örneğin borçlu olarak kısıtlı yerine tamamen başka bir kişiyi hedef alacak şekilde yazım/kimlik hatası gibi “açık maddi hata” seviyesindeyse, HMK 124 mantığıyla düzeltme tartışması güçlenebilir. Ancak sizin kurgunuzda, borçlu zaten kısıtlı ise, asıl problem tarafı değiştirmekten çok temsilciye tebligat yapılmamış olması olduğundan, HMK 124’e dayanarak “her şeyin düzeltildiğini” söylemek çoğu durumda risklidir ve mahkeme/icra mahkemesi yaklaşımına göre reddedilebilir.
Son bir nokta: “Hiç tebligat yok” denildiğinde, dosyada gerçekten hiç çıkarılmamış tebligat mı var, yoksa çıkarılmış ama usulsüz mü yapılmış, bu ayrım yol haritasını doğrudan değiştirir.
İsterseniz 2 kısa bilgiyle netleştireyim:
Merhaba, anlattığınız senaryoda iki ayrı sorun iç içe: (i) kısıtlı kişi hakkında takibin kime karşı ve nasıl yürütüleceği, (ii) tebligatın hiç yapılmaması nedeniyle takibin usulen “ilerleyip ilerleyemeyeceği”.
Önce kavramsal ayrımı netleştireyim: Vasi, kısıtlının “yerine geçen” ayrı bir borçlu değildir; kısıtlının işlemlerini ve yargısal/ icrai süreçlerini temsil eden kişidir. Bu yüzden, kural olarak takip “borçlu” sıfatıyla kısıtlıya yönelir; ancak ödeme emri/ icra emri gibi tebligatların, vesayet ilişkisinin gerektirdiği şekilde yapılması beklenir. Kısıtlama sebebinizin TMK 405 olması da (akıl hastalığı/akıl zayıflığı) bu temsil zorunluluğunu pratikte daha da kritik hale getirir. TMK 405 hükmü için bkz. Türk Medeni Kanunu madde 405.
HMK 124/3-4 ise lafzen “bir davada taraf değişikliği” kurumudur. Metin için bkz. Hukuk Muhakemeleri Kanunu madde 124. İcra takibi doğrudan bir “dava” olmadığı için, HMK 124’ün icrada uygulanması tartışması genelde şuradan çıkar: İcra mahkemesine giden şikayet/itirazlarda ve “takibe ek takip talebiyle kişi dahil etme” gibi düzeltmelerde Yargıtay uygulaması HMK 124 mantığını kıyasen dikkate alabilmektedir. Ancak sizin olayınızda “vasi hiç yazılmadı” meselesi çoğu dosyada taraf değişikliği olmaktan çok, “temsilci/tebligat” ekseninde değerlendirilir.
Asıl belirleyici nokta şu cümle: “Takip tebligatlarının hiçbirinin ne vasiye ne de kısıtlıya yapılmaması.” Bu durumda, HMK 124’e sığınarak hatayı “maddi hata/kabul edilebilir yanılgı” diye toparlamaktan önce, ortada geçerli bir tebliğ ile takibin kesinleşmesi şartlarının oluşup oluşmadığına bakılır. Tebligat hiç yoksa (veya yok hükmünde/usulsüzlük düzeyindeyse) takibin sonraki işlemleri ciddi risk altına girer; çoğu pratik çözüm, yeniden usulüne uygun tebligat çıkarılması ve gerekiyorsa takip talebinin düzeltilmesi (ek takip talebi gibi) yönündedir. Tebligat usulüne ilişkin temel çerçeve için bkz. Tebligat Kanunu.
Bu nedenle, “HMK 124/3-4 uygulanabilir mi?” sorusuna dosya görmeden ancak şu sınırla cevap verebilirim: Sırf vasinin yazılmamış olması bazı hallerde “kabul edilebilir yanılgı/maddi hata” mantığıyla düzeltmeye elverişli görülebilir; fakat vasi ve kısıtlıya hiç tebligat yapılmamış olması çoğu durumda meseleyi HMK 124’ten önce “usule uygun tebliğ yapılmadan takibin yürütülmesi” problemine taşır ve düzeltme, genellikle usulüne uygun tebliğ ve takip işlemlerinin yeniden/yeniden düzenlenmesiyle çözülür.
İki kısa bilgi verirseniz daha net yönlendireyim: Takip ilamsız mı ilamlı mı? Ayrıca vesayet kararı, takip tarihinden önce mi verilmişti ve icra dosyasında PTT tebliğ mazbatası/elektronik tebligat kaydı olarak gerçekten “hiç tebligat çıkmadığı” görünüyor mu?