Haciz Sebebiyle İstihkak Davası Nedir?
İstihkak davası, haciz konulan bir malın borçluya değil üçüncü kişiye ait olduğunu veya üzerinde rehin gibi bir hak bulunduğunu ileri sürerek haczin kaldırılmasını istemeye yarayan özel bir yoldur. Süreç, haciz sırasında veya sonrasında ileri sürülen istihkak iddiasının haciz tutanağına geçirilmesiyle başlar; alacaklı ya da borçludan itiraz gelirse konu yargıya taşınır ve süreler çoğu zaman çok kısadır. Sonucu belirleyen noktalar, malın fiilen kimde olduğu, ispat yükü, mülkiyeti gösteren belgelerin tarihi ve malın tanımının tutanakla bire bir örtüşmesidir. Uygulamada en sık hata, aidiyet beyanını belgeyle desteklemeden hareket etmek ve fiili hakimiyetin doğurduğu karineyi tersine çevirmek gerektiğini fark etmemektir.
Hacizde istihkak iddiası ile istihkak davası farkı nedir?
İstihkak iddiası haciz tutanağına nasıl geçirilir?
Hacizde istihkak iddiası, haczedilmek istenen malın borçluya değil üçüncü kişiye ait olduğu (veya üçüncü kişinin rehin gibi bir ayni hakkı bulunduğu) yönündeki beyanın icra memuruna veya icra dairesine bildirilmesidir. İstihkak davası ise bu iddia kabul edilmez ya da itirazla çekişmeli hale gelirse, mülkiyetin kime ait olduğunun icra mahkemesinde çözümlenmesi için açılan davadır.
Uygulamada en sağlıklısı, istihkak iddiasını haciz anında haciz tutanağına (haciz zaptına) şerh ettirmektir. Bunun için:
- İstihkak iddiasında bulunan üçüncü kişi, haczedilen malı tek tek belirtir. Marka, model, seri numarası gibi ayırt edici bilgiler varsa söyler.
- “Mal bana aittir” beyanı yanında, mümkünse dayanak da yazdırılır. Örnek: fatura tarihi, kira ilişkisi, emanet, finansal kiralama.
- Üçüncü kişi şirketse, beyanın yetkili imza sahibi tarafından yapılması ve bu kişinin sıfatının tutanağa geçirilmesi kritik olur.
- Tutanak mutlaka okunur, eksik ifade varsa anında düzelttirilir ve ilgili kişi tarafından imzalanır.
Haciz sırasında tutanağa geçirme imkanı olmazsa, istihkak iddiası hacizden sonra da icra dairesine dilekçe ile ileri sürülebilir.
İstihkaklı haciz ne demektir?
İstihkaklı haciz, haciz sırasında bir mal hakkında üçüncü kişinin “bu mal borçlunun değil, benim” şeklinde istihkak iddiası ileri sürmesi ve bu iddianın haciz tutanağına geçirilmesi nedeniyle, haczin “çekişmeli” bir nitelik kazanmasıdır. Bu ifade, malın gerçekten üçüncü kişiye ait olduğunun kabul edildiği anlamına gelmez.
İstihkaklı hacizde amaç, malı haczetmekle birlikte mal üzerindeki mülkiyet tartışmasını da kayıt altına almak ve kanundaki istihkak prosedürünü işletmektir. Malın haciz anında kimin fiili hakimiyetinde olduğu (borçlunun elinde mi, üçüncü kişinin elinde mi) izlenecek yol ve taraf rolleri bakımından belirleyicidir.
Haciz sırasında üçüncü kişinin malı haczedilirse ne yapılır?
İcra dairesindeki işlem sırası ve bildirimler
Haciz sırasında üçüncü kişiye ait bir mal haczedilirse ilk hedef, istihkak iddiasını gecikmeden görünür ve izlenebilir hale getirmektir. Pratikte izlenen temel sıra şöyledir:
- Üçüncü kişi (veya borçlu), malın üçüncü kişiye ait olduğunu söyleyerek istihkak iddiasını haciz tutanağına yazdırır. Mal mümkünse tek tek tarif edilir.
- Elinizde varsa fatura, sözleşme, banka dekontu, seri numarası gibi bilgiler haciz mahallinde ibraz edilir ve tutanağa işlenmesi istenir.
- İcra müdürü, iddianın haklı olup olmadığına girmez. İddiayı tutanağa geçirir ve alacaklı ile borçluya bildirir.
- Haciz anında öğrenme yoksa, haczi sonradan öğrenen borçlu veya üçüncü kişi de belirli süre içinde icra dairesine dilekçe vererek istihkak iddiasında bulunabilir.
Malın kimin fiili hakimiyetinde haczedildiği de önemlidir. Mal üçüncü kişinin elindeyken haczedilmişse, bazı hallerde icra müdürlüğü alacaklıya icra mahkemesinde dava açması için süre verir ve dava sonuçlanana kadar satış yapılamaz.
Borçlu ve alacaklının itirazı ne anlama gelir?
Alacaklı veya borçlu, kendisine tanınan süre içinde istihkak iddiasına itiraz ederse, dosya “çekişmeli” hale gelir. Bu durumda icra müdürü karar vermez. Dosyayı icra mahkemesine gönderir.
İcra mahkemesi, yargılama bitmeden önce genelde ilk olarak şu soruna odaklanır: Takip ve satış işlemleri bu mal yönünden devam mı edecek, ertelenecek mi? Erteleme kararı verilirse bazı durumlarda teminat da gündeme gelir.
Özetle itiraz, üçüncü kişinin “haklı olmadığı” anlamına gelmez. Sadece mülkiyet tartışmasının artık dava konusu olacağını ve ispatın mahkeme önünde yapılacağını gösterir.
Mal borçlunun elindeyse istihkak davası nasıl işler?
Davayı kim açar, kime karşı açılır?
Haciz, malın borçlunun elinde veya borçlunun fiili hakimiyet alanında yapılmışsa süreç kural olarak İİK m. 96-97 kapsamında yürür. Bu tabloda istihkak iddiası çekişmeli hale geldiğinde istihkak davasını çoğu kez üçüncü kişi açar. Dava, esas olarak haczi koyduran alacaklıya karşı yöneltilir. Uygulamada “taraf teşkili” açısından borçlunun da davada yer alması istenir. Bu nedenle dilekçede borçlu ve alacaklının birlikte gösterilmesi sık görülen yaklaşımdır.
İcra müdürlüğü, istihkak iddiasını tarafa bildirir. Alacaklı veya borçlu itiraz ederse dosya icra mahkemesine gider. İcra mahkemesi önce “takibin devamı mı, ertelenmesi mi” konusunda karar verir. Üçüncü kişi, bu kararın tefhim veya tebliğinden itibaren kanunda öngörülen kısa süre içinde istihkak davasını açmazsa, alacaklı yönünden istihkak iddiasından vazgeçmiş sayılma riski doğar. Metin için İcra ve İflâs Kanunu esas alınır.
Mülkiyet karinesi ve ispat yükü
Mal borçlunun elinde haczedildiğinde devreye mülkiyet karinesi girer: Taşınırı elinde bulunduran kişinin malik olduğu kabul edilir. Bu karine, haciz borçlu alanında yapıldığı için pratikte alacaklı lehine çalışır.
Bu nedenle ispat yükü çoğunlukla üçüncü kişidedir. Üçüncü kişi sadece “bu mal benim” demekle yetinemez. Malı nasıl edindiğini ve malın neden borçlunun elinde bulunduğunu da açıklayıp delillendirmesi beklenir (örnek: emanet, kira, finansal kiralama, konsinye, geçici bırakma).
Takip ve satış işlemlerine etkisi
İcra mahkemesinin “takibin devamı” veya “takibin ertelenmesi” kararı, istihkak iddiasına konu o mal bakımından sonuç doğurur. Erteleme kararı verilirse, genelde üçüncü kişiden teminat istenir ve bu mal yönünden satış baskısı azalır.
Takibin devamına karar verilirse, istihkak davası açılmış olsa bile alacaklı satış adımlarını sürdürebilir. Mal satılırsa dava tamamen anlamsız hale gelmez; çoğu durumda uyuşmazlık, malın kendisi yerine satış bedeli üzerinden yürüyebilir. Bu yüzden “mal borçlunun elindeyken” istihkak davasında hem süre takibi hem de delilin ilk günden doğru kurulması belirleyicidir.
Mal tamamen üçüncü kişinin zilyetliğindeyse İİK 99 süreci
İcra müdürünün işlemi ve alacaklının dava yükümlülüğü
Haczedilmek istenen mal borçlunun elinde değil de tamamen üçüncü kişinin zilyetliğindeyse, süreç İcra ve İflâs Kanunu’nun 99. maddesine göre yürür. Buradaki kritik nokta “tamamen” ifadesidir. Mal borçlu ile üçüncü kişi tarafından birlikte kullanılıyorsa veya borçlunun tasarruf alanındaysa, çoğu dosyada İİK 96-97 hattına dönülür.
İİK 99’da icra müdürünün temel işi, üçüncü kişinin “bu mal benim” şeklindeki mülkiyet veya diğer ayni hak iddiasını haciz tutanağına geçirmek ve alacaklıya bir yol haritası vermektir. Kanun, icra müdürüne alacaklıya 7 gün süre vererek icra mahkemesinde üçüncü kişiye karşı istihkak davası açmasını ihtar etme görevi yükler. Bu sistemde, borçlunun elindeki mala özgü “3 gün itiraz” yazışmaları genelde aynı şekilde işletilmez. Yük, doğrudan alacaklının önüne gelir.
Bir diğer pratik sonuç da şudur: Üçüncü kişi yedieminliği kabul ederse mal kural olarak muhafaza altına alınmaz ve üçüncü kişinin yanında yediemin sıfatıyla bırakılır.
Haczin kaldırılması ve teminat ihtimali
Alacaklı, icra müdürünün verdiği 7 günlük süre içinde istihkak davası açmazsa, üçüncü kişinin iddiası kabul edilmiş sayılır ve mal üzerindeki haciz kendiliğinden kalkar. Bu, uygulamada en net hak kaybı sebeplerinden biridir.
Alacaklı süresinde dava açarsa, dava sonuçlanıncaya kadar o malın satışı yapılamaz. Dosyada başka hacizler varsa onlar açısından takip devam edebilir, ancak istihkak çekişmesi olan mal “satış baskısından” çıkar.
İİK 99’da teminat, İİK 97’deki gibi otomatik bir şart olarak düzenlenmez. Buna rağmen fiilen iki noktada “teminat benzeri” bir ihtiyaç doğabilir: Üçüncü kişi yedieminliği kabul etmezse mal muhafazaya alınır ve masraf kalemleri artabilir; ayrıca malın kaçırılma riski gibi istisnai durumlarda muhafaza tedbirleri daha çok gündeme gelir.
İstihkak davasında 7 gün ve 3 gün süreleri ne zaman başlar?
Haciz anında öğrenme ile sonradan öğrenme farkı
İstihkak sürecinde iki kritik kısa süre öne çıkar: 3 gün ve 7 gün. Bu süreler aynı “iş” için değil, farklı aşamalar için öngörülmüştür.
3 günlük süre, istihkak iddiası haciz tutanağına geçirildikten sonra icra dairesinin alacaklıya ve borçluya yaptığı bildirimle başlar. İcra dairesi, alacaklı ve borçluya “istihkak iddiasına itirazın var mı?” diye sorar ve 3 gün verir. Süresinde itiraz edilmezse, istihkak iddiası kabul edilmiş sayılır.
7 günlük süre ise birkaç yerde karşınıza çıkar. En sık görüleni şudur: Alacaklı veya borçlu itiraz edince dosya icra mahkemesine gider. İcra mahkemesi “takibin devamı” ya da “takibin taliki” yönünde karar verir. Üçüncü kişi, bu kararın tefhim veya tebliğinden itibaren 7 gün içinde icra mahkemesinde istihkak davası açmak zorundadır.
Haciz anında hazır olup haczi o anda öğrenen üçüncü kişi açısından bazı durumlarda ayrıca, “haczi öğrendiği tarihten itibaren 7 gün içinde istihkak iddiasında bulunma” kuralı da devreye girer.
Süre kaçırılırsa ne olur?
Süreler kaçırıldığında sonuç genelde “telafisi zor” olur:
- 3 gün içinde itiraz edilmezse: Alacaklı ve/veya borçlu, istihkak iddiasını kabul etmiş sayılır.
- İcra mahkemesi kararından sonra 7 gün içinde dava açılmazsa: Üçüncü kişi, alacaklıya karşı istihkak iddiasından vazgeçmiş sayılır. Bu da çoğu dosyada malın satışı yönünde yolu açar.
- Haczi öğrendiği tarihten itibaren 7 gün içinde istihkak iddiası ileri sürülmezse: Aynı takip içinde bu iddiayı ileri sürme hakkı kaybedilebilir.
Tebliğ ve tefhim süreye etkisi
“Tefhim”, kararın duruşmada ilgilinin yüzüne okunmasıdır. “Tebliğ” ise kararın usulüne uygun şekilde bildirilmesidir. İİK m. 97’deki 7 günlük dava açma süresi, kural olarak tefhim veya tebliğ ile başlar.
Uygulamada süre hesabının doğru yapılabilmesi için dosyada iki noktaya bakılır: Karar duruşmada tefhim edildi mi, edilmediyse kararın tebliğ tarihi nedir? Bu tarihler net değilse, süre tartışmalı hale gelir.
İstihkak davasında görevli ve yetkili mahkeme neresi?
İcra mahkemesi mi asliye hukuk mu?
Haciz sebebiyle açılan istihkak davası, İcra ve İflâs Kanunu’ndaki (İİK m. 96-99) özel prosedürün parçasıdır. Bu yüzden görevli mahkeme kural olarak icra mahkemesidir. İcra müdürlüğündeki işlem ve kararların devamı niteliğinde görülür.
Asliye hukuk mahkemesi, haciz içindeki istihkak yolunun “alternatifi” gibi düşünülmemelidir. Uygulamada asliye hukuk daha çok, takip dosyasından bağımsız genel bir mülkiyet uyuşmazlığı veya borçluya karşı genel hükümlerden kaynaklı talepler için gündeme gelir. Ancak hacizdeki malı hızlıca “hacizden kurtarma” hedefi varsa, doğru mecra çoğu durumda icra mahkemesidir.
Yetki bakımından ise istihkak davalarında kesin yetki öngörülmediği, bu nedenle davacının birden fazla yerde dava açma seçeneğinin bulunabildiği kabul edilir. En sık uygulanan iki seçenek, asıl icra takibinin yapıldığı yer icra mahkemesi ile davalının yerleşim yeri icra mahkemesidir.
Dilekçe nereye verilir, hangi icra dosyası belirtilir?
İki farklı dilekçe karıştırılmamalıdır:
- İstihkak iddiası dilekçesi: İcra dosyasına sunulur. Amaç, “mal bana ait” iddiasını icra müdürlüğü kayıtlarına geçirmek ve bildirim sürecini başlatmaktır.
- İstihkak davası dilekçesi: İcra mahkemesine verilir (genellikle UYAP üzerinden). Amaç, haczin kaldırılmasını sağlamak ve mülkiyetin tespitini istemektir.
Dava dilekçesinde mutlaka icra dairesinin adı ve dosya numarası, haciz tarihi, istihkaka konu malların açık listesi (mümkünse seri no gibi ayırt edici bilgilerle) ve hangi sebeple hak iddia edildiği (mülkiyet, rehin gibi) yazılmalıdır. Ayrıca “takibin bu mal yönünden ertelenmesi” ve “satışın durdurulması” talepleri, dosyanın durumuna göre açıkça belirtilmelidir.
İstihkak davasında deliller, ispat ve tazminat riski
En güçlü deliller: fatura, banka, sözleşme, seri no
İstihkak davasında “en güçlü” delil, malın üçüncü kişi tarafından edinildiğini zaman, bedel ve kimlik yönünden net gösteren belgedir. Mahkeme genelde, hacizden önce düzenlenmiş ve ödeme izi bulunan belgelere daha çok ağırlık verir.
Öne çıkan deliller şunlardır: üçüncü kişi adına düzenlenmiş fatura veya e-fatura, banka havalesi ve kredi kartı ekstresi, satış sözleşmesi, finansal kiralama veya kiralama sözleşmesi, teslim-tesellüm tutanağı. Malın tek tek ayırt edilmesini sağlayan seri numarası, IMEI, şase numarası gibi bilgiler de çok kritiktir. Çünkü aynı tür mallarda “bu benim” demek kolay, ispat zor olur.
Şirketler açısından ayrıca demirbaş listesi, envanter kayıtları, amortisman kayıtları, garanti belgeleri ve servis fişleri de dosyayı güçlendirir. Mümkünse haciz tutanağındaki mal tanımı ile bu belgelerdeki tanımı bire bir örtüştürmek gerekir.
Tazminat tarafında ise iki risk sık görülür. Takibin taliki (ertelenmesi) kararı alınıp dava sonunda istihkak reddedilirse, kanun alacaklı lehine en az yüzde 20 tazminat ihtimalini düzenler. Diğer yandan istihkak kabul edilirse, itiraz eden tarafın kötü niyeti sabit görülürse bu kez üçüncü kişi lehine en az yüzde 15 tazminat gündeme gelebilir. Ayrıntılı metin için İcra ve İflâs Kanunu esas alınır.
Faturasız ev eşyasında ispat nasıl yapılır?
Ev eşyasında fatura bulunmaması çok yaygındır. Bu durumda ispat “tek belge” ile değil, birden fazla küçük delilin tutarlı birleşimi ile kurulur. Örneğin garanti belgesi, servis kaydı, kargo teslim formu, kredi kartı hareketleri, banka dekontu, eski tarihli fotoğraflar, taşınma nakliye belgeleri ve tanık anlatımları birlikte anlamlı hale gelir.
Bir diğer pratik nokta, borçlunun o adreste yaşamadığını veya eşyayı fiilen kullanmadığını gösteren olguları dosyaya sokmaktır. İkametgah, abonelikler, apartman görevlisi veya komşu tanıkları bu noktada işe yarar.
Muvazaa ve organik bağ iddiasına karşı dikkat edilecekler
Alacaklılar, özellikle akrabalık, aynı adres, aynı işyeri tabelası, ortak çalışanlar veya borçluya ait evrakın haciz mahallinde bulunması gibi durumlarda “muvazaa” ve “organik bağ” iddiası ileri sürebilir. Bu iddialarda mahkeme, yalnızca mülkiyet belgesine değil, üçüncü kişinin borçludan bağımsız bir ekonomik ve fiili gerçekliğe sahip olup olmadığına da bakar.
Bu yüzden üçüncü kişinin ayrı kira sözleşmesi, ayrı banka hesabı, ayrı ticari kayıtları, düzenli ödeme izleri ve hacizden çok önceye dayanan alış belgeleri önemlidir. Borç doğduktan sonra yapılan devirler, bedelsiz veya piyasa dışı bedelli işlemler ve yoğun nakit hareketleri ise dosyayı zayıflatabilir.
Profesyonel hukuki danışmanlık mı arıyorsunuz?
Avukatistan üzerinden kolayca hukuki danışmanlık talebi oluşturup, sisteme kayıtlı binlerce avukattan teklif alabilirsiniz.
- Avukatistan, avukatlardan alınan hizmetler için herhangi bir ücret ya da komisyon talep etmez.
- Hizmetlerimiz yalnızca avukatlarla iletişim kurmanıza yardımcı olmak içindir; avukatlar tarafından verilen hizmetlerden Avukatistan sorumlu tutulamaz.