Malın Haksız Alıkonulması
Malın haksız alıkonulması, istihkak davasının en temel şartıdır. Yani, bir eşyanın sahibi olmayan bir kişinin bu eşyayı elinde tutması ve sahibine geri vermemesi gerekmektedir. Malın haksız olarak elinde bulundurulması, hukuka aykırı bir duruma işaret eder. Gerçek malik kendi hakkını korumak için istihkak davası açar. Bu haksız el koyma, genellikle haciz işlemi ile ortaya çıkar ve çoğu zaman mal borçlu olmayan bir kişinin elindedir. Malın haksız alıkonulması ispat edildiğinde, gerçek malik malın kendisine geri verilmesini talep edebilir.
Hak Sahipliği ve Mülkiyetin İspatı
Hak sahipliği ve mülkiyetin ispatı, istihkak davasında davacının en önemli yükümlülüğüdür. Davacı, malın gerçek sahibi olduğunu ve davalının bu malı haksız olarak elinde bulundurduğunu güçlü delil ve belgelerle ortaya koymalıdır. Tapu, fatura, satış sözleşmesi, teslim belgeleri, hatta tanık beyanları bu ispat için kullanılabilir. Mülkiyet karinesi, genellikle malın kimde olduğuna bakılarak kabul edilir; fakat davacı bu karinenin aksini delillerle göstermekle yükümlüdür. Yani, sahibi olduğunu öne sürdüğü malın kendisine ait olduğunu açıkça ispat etmelidir.
Hacizli Malın Borçlunun Elinde Olması Durumu
Hacizli mal borçlunun elinde bulunuyorsa, İcra İflas Kanunu’na göre burada bir mülkiyet karinesi vardır ve mal borçluya ait sayılır. Burada üçüncü bir kişi, haczedilen malın kendisine ait olduğu iddiasında bulunabilir. Böyle bir durumda, üçüncü kişi haciz sırasında veya hemen sonra istihkak iddiasında bulunmak zorundadır. Eğer üçüncü kişinin iddiası alacaklı veya borçlu tarafından kabul edilmezse, üçüncü şahıs 7 gün içinde istihkak davası açmalıdır. Aksi takdirde, malın borçluya ait olduğu kabul edilir ve haciz işlemi devam eder.
Hacizli Malın Üçüncü Kişinin Elinde Olması Durumu
Hacizli mal üçüncü bir kişinin elinde ise, bu durumda mülkiyet karinesi değişir ve mal üçüncü kişiye ait kabul edilir. Alacaklı, haczin borçluya ait olduğunu iddia ederse, 7 gün içinde mahkemeye başvurarak istihkak davası açmalıdır. Üçüncü kişinin elindeki mala ilişkin istihkak iddiası, genellikle mahkemede güçlü belgelerle desteklendiğinde kabul görür. İspat yükü bu defa alacaklıdadır; alacaklı, malın aslında borçluya ait olduğunu kanıtlamak zorundadır. Eğer üçüncü kişinin istihkak iddiası kabul edilirse, o mal üzerindeki haciz kaldırılır.
Kısacası, istihkak davasının şartlarının ve sürecinin iyi anlaşılması, hak kaybının önüne geçmek açısından çok önemlidir. Özellikle malın kimin elinde bulunduğu ve bunun hukuki olarak nasıl değerlendirileceği, davanın seyrini belirler.
İstihkak Davasının Tarafları
Davacı ve Davalı Kimlerdir?
İstihkak davası açılırken en çok merak edilenlerden biri, bu davada kimlerin davacı ve kimlerin davalı olacağıdır. İstihkak davasında genellikle davacı, üzerinde haciz işlemi yapılan malın gerçek sahibi olduğunu iddia eden kişidir. Yani bir mal sizin adınıza kayıtlı ancak başkasının borcu nedeniyle haczediliyorsa, o mal üzerinde hak iddia eden siz davacı olursunuz.
Davalı ise çoğunlukla haciz işlemini yapan alacaklı ve borçlu kişiler olur. Yani malın borçlusu ve ona karşılık haciz isteyen alacaklı, davada davalı olarak gösterilir. Eğer dava haciz işlemi ile bağlantılıysa icra takibini başlatan alacaklı ve borçlu taraflar birlikte davalı olur.
Burada dikkat edilmesi gereken konu, davalıların sadece borçlu veya alacaklı ile sınırlı olmadığı, bazen icra müdürlüğünün de sürece dahil edilebileceğidir. Ancak yaygın uygulamada asıl davalı, alacaklı ve borçlu olarak karşımıza çıkar.
Taraf Olabilecek Üçüncü Kişiler
İstihkak davasında yalnızca davacı ve davalı taraflar bulunmaz; bazen üçüncü kişiler de taraf olabilir. Özellikle haciz edilen malın mülkiyetinde hak iddia eden kişiler ya da bu malın bir kısmı üzerinde pay sahibi olan ortaklar, üçüncü kişi olarak davaya dahil olabilir.
Üçüncü kişilerin davaya katılımı, mahkemeye süresi içinde başvurup kendi haklarını ileri sürmeleriyle mümkündür. Örneğin, bir taşınır mal için açılan istihkak davasında ortaklardan biri, mal üzerinde payı olduğunu iddia ederek yeniden taraf olabilir.
Ayrıca, mal üzerinde yasal rehin hakkı olan ya da intifa hakkı bulunan kişiler de davanın tarafı olabilecek üçüncü kişiler arasında yer alır. Tüm bu üçüncü kişilerin hakkını koruyabilmesi için hem dava sürecini hem de kanuni sürelere dikkat etmesi oldukça önemlidir.
Kısacası, istihkak davası çok taraflı olabilen, maldaki mülkiyet iddiası nedeniyle birden fazla kişinin hak arayabildiği bir hukuk davasıdır. Eğer bir mal üzerinde hakkınız varsa zamana yaymadan yasal başvuru yapmanız oldukça önemlidir.
Deliller ve İspat Yükü
Tapu ve Resmi Kayıtların Rolü
Tapu ve resmi kayıtlar, istihkak davasında en önemli delil kaynaklarının başında gelir. Tapu kaydı, bir taşınmazın kime ait olduğunu açıkça gösterir. Bir taşınmaz üzerinde istihkak iddiası söz konusuysa, davacı tapu kaydını ibraz ederek taşınmazın sahibinin kim olduğunu ispatlayabilir. Başka bir deyişle, tapu ve tapu sicili gibi devletin tuttuğu resmi kayıtlar mülkiyetin en güçlü kanıtı olarak kabul edilir.
Aynı şekilde araçlar için trafik tescil belgeleri, gemiler için sicil kayıtları gibi belgeler de taşınır mallar açısından tapu kaydı hükmündedir. Ancak sadece kayıtlara dayanmak her zaman yeterli olmayabilir. Bazen fiili durum ve resmi kayıtlar arasında çelişki olabilir. Böyle durumlarda mahkeme, sadece tapu kaydını değil, aynı zamanda kullanım biçimini ve tarafların beyanını da dikkate alır.
Satış Sözleşmeleri, Faturalar ve Tanıklar
Satış sözleşmeleri, faturalar ve tanık beyanları da istihkak davasında sıkça kullanılan delillerdendir. Bir malın kime ait olduğunun belgelenmesi için, tarafların arasında yapılan yazılı satış sözleşmeleri veya alışverişin belgelendiği fatura önemli bir rol oynar. Eğer davacı, içeriği açıkça belli olan bir satış sözleşmesi ya da alışveriş faturası sunarsa, bu belgeler hak sahipliğini ispatlamak için değerli olur.
Bazen resmi belge veya sözleşme bulunmaz. Böyle durumlarda tanık anlatımları devreye girer. Tanıklar, malın sahibi hakkındaki gözlemlerini ve bilgilerini mahkemeye aktarır. Özellikle aile içinde geçen devirlerde ya da ticari olmayan işlemlerde tanık beyanı önem kazanır. Yani satış dışında miras, hediye veya devir gibi işlemlerde tanıklar, tarafların iddialarını destekleyebilir.
İspat Yükünün Dağılımı
İspat yükünün dağılımı, istihkak davasında taraflar açısından büyük öneme sahiptir. Genel olarak, kim bir şey iddia ediyorsa onu ispatlamakla yükümlüdür. Yani davacı, malın kendisine ait olduğunu açıkça kanıtlamak zorundadır. Özellikle taşınır mallarda, mal kimin elindeyse o kişi malik sayılır. Bu nedenle taşınır bir şeyin istihkakı istendiğinde, üçüncü kişi elinde bulunan mal için mülkiyet hakkını göstermek zorundadır.
Eğer mal, borçlunun elindeyse, başkasına ait olması ihtimal dahilindedir ve malın borçluya ait olmadığını iddia eden kişi (üçüncü kişi) bunu ispatlamakla yükümlüdür. Mahkeme, tarafların sunduğu tüm delilleri değerlendirir ve kimin hakkına daha ağırlık vereceğine karar verir.
Bu noktada hem resmi belgeler, hem sözlü beyanlar hem de alış-satışa dair belgeler bir arada değerlendirilir. Sonuç olarak istihkak davasında ispat yükü, iddiada bulunan taraftadır ve delillerin güçlü, açık ve inandırıcı olması gerekir.
İstihkak Davasında Görevli ve Yetkili Mahkemeler
Asliye Hukuk Mahkemesi
Asliye Hukuk Mahkemesi, istihkak davasında bazı durumlarda görevli olan temel mahkemedir. Genellikle taşınmaz mallar üzerindeki istihkak davalarında ve taraflar arasında medeni hukuk ilişkileri ağırlıklıysa davalar Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülür. Türk Medeni Kanunu’na göre, malın kime ait olduğuna veya bir mal üzerindeki hak sahipliğine ilişkin anlaşmazlıklarda Asliye Hukuk Mahkemesi devreye girer.
İcra işlemiyle doğrudan bağlantılı olmayan ya da malın mülkiyetine dair geniş kapsamlı inceleme gerektiren davalarda da görev Asliye Hukuk Mahkemesi’ndir. Ayrıca, bazı koşullarda borçlu dışında üçüncü kişilere ait olan haklar burada daha detaylı incelenebilir.
İcra Mahkemesi
İcra Mahkemesi, istihkak davası açısından çok önemli bir yere sahiptir. Özellikle haciz işlemlerinden kaynaklanan ve hızla çözülmesi gereken ihtilafların çözüm yeri İcra Mahkemesi’dir. İcra ve İflas Kanunu’na göre taşınır mallara uygulanan haciz işlemlerinde üçüncü kişi istihkak iddiasında bulunduğunda, dava genellikle İcra Mahkemesi’nde açılır.
İcra Mahkemesi pratikte daha hızlı bir yargılama süreci işler ve sadece hacizli malın kimde olduğuna bakar. Taraflar bu mahkemede taleplerini hızlıca sunabilir ve karar kısa sürede çıkabilir. Özellikle taşınır malın haczi sonucu meydana gelen anlaşmazlıklarda başvurulan ilk yerdir.
Yetki Kuralları
Yetki kuralları, istihkak davasının hangi şehirde veya ilçede görüleceğini belirler. Taşınır mallarda kural olarak, malın haciz edildiği yerdeki İcra Mahkemesi yetkilidir. Eğer taşınmaz bir mal için istihkak davası açılıyorsa, o taşınmazın bulunduğu yerdeki Asliye Hukuk Mahkemesi yetkilidir.
Birden fazla yer mahkemesi yetkili olabiliyorsa, davacı davasını dilediği yetkili mahkemede açabilir. Ayrıca, miras yoluyla açılan istihkak davalarında ise, genellikle miras bırakan kişinin son yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir.
Yetki kurallarına dikkat edilmezse davanın reddi veya yetkisizlik kararıyla karşılaşılabilir. Bu yüzden, davanın nerede ve hangi mahkemede açılacağını iyi belirlemek gerekir.
Haciz Sebebiyle Açılan Davalarda Süreler
Haciz sebebiyle istihkak davası açmak isteyen kişiler için süreler oldukça önemlidir. İcra ve İflas Kanunu’na göre, haciz sırasında bir malın başkasına ait olduğu iddia edilirse ya da üçüncü kişi istihkak iddiasında bulunursa, bu iddiaya karşılık olarak 7 gün içinde istihkak davası açılması gerekmektedir. Bu süre, haczin ve istihkak iddiasının öğrenildiği günden itibaren başlar. Eğer 7 günlük yasal süre içinde dava açılmazsa, istihkak iddiası reddedilmiş ya da vazgeçilmiş sayılır.
Ayrıca, bazı durumlarda istihkak davası açılma süresi bir hak düşürücü süredir. Yani bu süre geçtikten sonra dava açılamaz, artık hakkınız düşer. Özellikle hacizde bu 7 günlük sürenin kaçırılmaması gerekir. Hak sahipliğinin ileri sürülmesi ve malın aslen kime ait olduğunun belirlenmesi için bu süre kritik önem taşır.
Bazı kaynaklarda ise, kötü niyetli davalılara karşı açılan istihkak davalarında, genel zamanaşımı süresinin 10 yıl olabileceği ve bazen bu sürenin 20 yıla kadar uzayabileceği belirtilmektedir. Ancak haciz aşamasında açılan davalar için asıl süre 7 gündür.
Miras Sebebiyle Açılan Davalarda Süreler
Miras sebebiyle istihkak davası açacak olanların dikkat etmesi gereken süreler biraz daha farklıdır. Türk Medeni Kanunu’na göre, miras bırakanın ölümünden sonra, malın hak sahibi olduğunu düşünen kişiler, bu haklarını belirli süreler içinde ileri sürmek zorundadır.
Mirasla ilgili istihkak davasında;
- Eğer dava iyi niyetli davalıya karşı açılıyorsa, mirasçının kendi hakkını ve davalı kişinin terekeyi elinde bulundurduğunu öğrendiği tarihten itibaren 1 yıl; ancak her hâlükârda miras bırakanın ölümünden veya vasiyetnamenin açılmasından itibaren 10 yıl geçmekle dava zamanaşımına uğrar.
- Eğer kötü niyetli davalıya karşı dava açılıyorsa, bu durumda süre 20 yıl olarak uygulanabilir. Çok nadir olarak 30 yıl gibi sürelerin de uygulamada karşılığı bulunabilmektedir.
Aynı zamanda tereke ile ilgili olarak taşınmazlar için zamanaşımı sürelerinin daha uzun olabildiği durumlar da görülmüştür. Ancak çoğu durumda 1 ve 10 yıllık süreler en çok uygulanan süredir.
Genel Zamanaşımı Kuralları
Genel anlamda istihkak davası, ayni bir hakka yani doğrudan mülkiyet hakkına dayandığı için normalde zamanaşımı söz konusu değildir. Yani malın asıl sahibinin hakkı devam ettiği sürece, istihkak davası her zaman açılabilir. Ancak özel kanunlarda açıkça süre öngörülmüşse, bu özel süreler uygulanır.
Haciz ve miras gibi alanlarda görülen 7 gün, 1 yıl, 10 yıl ve 20 yıl gibi süreler dışında, genel kural olarak bir malın sahibi olan kişi, hakkını ispat edebildiği sürece zamanaşımı olmaksızın istihkak davası açabilir.
Özetle;
- Haciz takibinde: Genellikle 7 gün (hak düşürücü süre)
- Miras davasında: 1 yıl (öğrenmeden itibaren), maksimum 10 yıl, kötü niyette 20 yıl
- Ayni hakka dayalı genel istihkak: Genellikle herhangi bir zamanaşımı yoktur, malın asıl sahibi olduğu sürece dava her zaman açılabilir.
Bu konudaki süreler çoğu kez karmaşık gibi gözükse de, her olayın kendi şartlarına ve davanın türüne uygun olarak belirlenir. İstihkak davası açmadan önce hangi süreye tabi olduğunuzu öğrenmek için güncel mevzuat ve yargı kararlarını da incelemeniz önemlidir.
İstihkak İddiası ve Dilekçe Süreci
İstihkak İddiasında Bulunmanın Usulü
İstihkak iddiasında bulunmak isteyen kişi, kendisine ait olduğunu düşündüğü bir malın başka birinin elinde bulunduğu ve bu mallar üzerinde haksız bir işlem yapıldığını gördüğünde harekete geçmelidir. İstihkak iddiası genellikle bir malın haczi sırasında üçüncü bir şahsın o malın kendisine ait olduğunu ileri sürmesiyle başlar. Özellikle icra takibi sırasında, malın borçluya ait olmadığı iddiası yapılabiliyor.
İstihkak iddiasında bulunmak için iki temel yol vardır: ya icra müdürlüğünde doğrudan yazılı bir başvuruda bulunmak, ya da mahkemede istihkak davası açmak. Haciz işlemi sırasında veya sonrasında, üçüncü kişi malın kendisine ait olduğunu yedi gün içinde icra müdürlüğüne yazılı olarak bildirmek zorundadır. Bu süre içinde istihkak iddiası yapılmazsa, mal borçlunun malı kabul edilir ve haciz işlemi devam eder.
İstihkak iddiası için yazılı beyan şarttır. Sözlü başvuru genellikle kabul edilmez. Hak iddiasında bulunan kişi, gerekçelerini ve iddiasına ilişkin kanıtları mümkün olduğunca detaylı şekilde açıklamalıdır. Bu süreçte özellikle malın mülkiyetine dair belge ve çeşitli kayıtlar önemli rol oynar.
Dilekçe İçeriği ve Hazırlanması
İstihkak davası açarken hazırlanacak dilekçe, davanın kabulü açısından çok önemlidir. Dilekçede bazı temel unsurların bulunması gerekir. Öncelikle dilekçenin başında görevli ve yetkili mahkeme açıkça belirtilmelidir. Taraf bilgileri eksiksiz yazılmalı, davacı ve davalıların adı, adresi ve T.C. kimlik numarası gibi bilgiler yer almalıdır.
Dilekçede, istihkak iddiasının dayanağı açıkça anlatılmalıdır. Yani hangi mal veya mallar üzerinde hak iddia edildiği, malın nasıl ve ne şekilde davacıya ait olduğu detaylı şekilde açıklanmalıdır. Eğer mal üzerinde tapu kaydı, fatura, garanti belgesi veya satış sözleşmesi varsa mutlaka bunlardan ve eklerinden söz edilmelidir.
Dilekçede ayrıca, davaya konu olan malın kimde bulunduğu, haczin nerede ve ne zaman yapıldığı, haciz tutanağının bilgileri gibi ayrıntılar da bulunmalıdır. Davacının iddiasını destekleyecek tüm deliller listelenmeli ve bunlar delil listesi kısmında açıkça belirtilmelidir.
Son olarak, davacı taleplerini açıkça ifade etmeli ve davanın kabulünü, haczin kaldırılmasını, malın kendisine verilmesini istemelidir. Hazırlanan dilekçe, imzalı ve ekleriyle birlikte mahkemeye sunulmalıdır.
İyi hazırlanmış bir dilekçe, hem sürecin hızlanmasını sağlar hem de hak kaybı yaşanmasının önüne geçer. Bu nedenle dilekçenin eksiksiz ve doğru hazırlanması çok önemlidir.
Davanın Kabulü veya Reddinin Sonuçları
Dava sonuçları, istihkak davasında önemli bir aşamadır. İstihkak davası kabul edildiğinde, mahkeme, malın gerçek sahibinin davacı olduğunu tespit eder. Bu durumda haciz işlemi kaldırılır ve mal davacıya iade edilir. Ayrıca, davacı istemde bulunmuşsa, uğradığı zararın da ödenmesine karar verilebilir.
Davanın reddedilmesi durumunda ise, mahkeme malın borçluya ait olduğuna hükmeder. Böylece haciz işlemi devam eder ve mal borçlu adına icra edilir. Reddin bir başka sonucu ise, davacının davayla bağlantılı olarak yaptığı yargılama giderleri ve karşı tarafın vekâlet ücretini ödeme yükümlülüğü ile karşılaşabilmesidir.
Kısacası, davanın kabulü ya da reddi, malın kime ait olduğunun resmi olarak belirlenmesi ve icra işlemlerinin ona göre şekillenmesi anlamına gelir.
Malın Geri Verilmesi ve İcra İşlemleri
Malın geri verilmesi, istihkak davasında davanın kabulüyle birlikte gündeme gelir. Mahkeme kararından sonra, icra müdürlüğü tarafından haciz işlemi kaldırılır ve mal, gerçek sahibine teslim edilir. Eğer mal hala icra dairesinde ise, davacıya teslim işlemi yapılır. Fakat mal üçüncü bir kişideyse, bu kişinin elinden alınarak davacıya verilmesi sağlanır. Bu aşamada icra müdürlüğü kararın uygulanmasında yetkilidir.
İlgili icra işlemleri sırasında mahkeme kararının kesinleşmesi genellikle aranır. Ama bazı durumlarda, kararın temyizi beklenmeden tedbir yoluyla da mal sahibine teslim yapılabilir. Eğer mal ortada yoksa, davalıdan malın karşılığı bedel olarak tahsil edilir.
İcra işlemlerindeki bu süreçlerin hızlı yürütülmesi, hak kaybı yaşanmaması açısından büyük önem taşır.
Tazminat Talepleri ve Sonuçların Uygulanması
Tazminat talepleri, istihkak davasında yanlış veya kötü niyetli haciz işlemleri sonucunda gündeme gelebilir. Eğer davacı, malının haksız yere haczedildiğini ve bu nedenle zarar gördüğünü kanıtlarsa, karşı taraftan tazminat isteyebilir. Bu zararlar arasında malın kullanılamaması nedeniyle uğranılan maddi kayıplar, değer azalmaları ya da başka ekonomik zararlar olabilir.
Tazminat talepleri mahkeme kararının uygulanmasından sonra gündeme gelirse, ek dava şeklinde de açılabilir. Mahkeme, tazminat miktarını olayın özelliğine, yapılan masraflara ve somut zarar delillerine göre belirler.
Tazminat davası sonucunda çıkan karar, aynen diğer mahkeme kararı gibi icraya konularak uygulanabilir. Bu noktada, zararın ispatı ve miktarının belirlenmesi en önemli aşamadır. Tazminatın ödenmemesi halinde, yine icra takibi yoluna gidilmesi mümkündür.
Sonuç olarak, istihkak davasında hem malvarlığı hakkı hem de uğranılan zarar açısından hak arama yolları etkili şekilde korunur.
İyi ve Kötü Niyetli Zilyetlik
İstihkak davasında iyi niyetli ve kötü niyetli zilyetlik çok önemli bir sorundur. İyi niyetli zilyet, malın kendisine ait olmadığını bilmeyen ve makul olarak bilemeyecek durumda olan kişidir. Kötü niyetli zilyet ise, malın aslında kendisine ait olmadığını bilen ya da bilebilecek durumda olan kişidir. Uygulamada, zilyetin iyi niyetli mi yoksa kötü niyetli mi olduğunun tespiti, hem iade yükümlülüğü hem de tazminat taleplerinin değerlendirilmesi açısından belirleyicidir.
Kötü niyetli zilyetten, sadece malın iadesi istenmekle kalmaz; maldan elde edilen gelirler ve eğer malda bir zarar oluşmuşsa bu zararın da tazmini talep edilebilir. İyi niyetli zilyet ise, yalnızca malı olduğu gibi iade etmekle yükümlüdür ve genelde elde ettiği menfaatleri de iade etmez. Bu ayrım yüzünden davalarda ispat yükü ve delil toplama büyük oranda önem kazanır. Çünkü tarafların hangisinin iyi veya kötü niyetli olduğuna karar verilirken birçok detay incelenir.
Hak Kaybı ve Hakların Korunması
İstihkak davasında hak kaybı yaşanmaması için bazı kurallara dikkat etmek gerekir. Hak kaybı genellikle sürelerin kaçırılması veya yanlış işlem yapılması ile gerçekleşir. Mesela, istihkak iddiasında bulunan kişi, yasal süresi içinde dava açmazsa hakkını kaybeder ve haciz işlemleri devam eder. Bu yüzden ilgili yasal sürelerin (örneğin 7 günlük istihkak süresi) kesinlikle geçirilmemesi gerekir.
Hakların korunması için, dava açıldıktan sonra "geçici hukuki koruma" talep edilebilir. Böylece, dava sürecinde malın satışı veya el değiştirmesi hakim tarafından önlenebilir. Ayrıca, istihkak davası kabul edilirse, üzerinde haciz bulunan mal geri verilir ve alacaklıların işlemleri iptal edilir. Hak kaybını önlemek için süreçlerin dikkatle takip edilmesi, sürelere uyulması ve mümkünse uzman bir hukukçudan destek alınması çok önemlidir.
Uygulamada Sıklıkla Yapılan Hatalar
İstihkak davasında uygulamada çeşitli hatalar yapılabilmektedir. En sık yapılan hata, davanın yanlış mahkemede açılmasıdır. Özellikle hangi mahkemenin görevli olduğu veya yetki sorunu yanlış değerlendirilebiliyor. Ayrıca, istihkak talebinin dayanağı olan delillerin eksik sunulması veya doğru açıklanmaması da davaların reddine sebep olabiliyor.
Bir diğer hata, istihkak davası açma süresinin geçirilmesidir. Yasal sürenin (çoğunlukla 7 gün) kaçırılması halinde, bir daha aynı mal için istihkak iddiasında bulunmak mümkün olmayabilir. Ayrıca, tarafların iyi niyet veya kötü niyet durumunu yeterli delille ispat edememesi de hak kaybına neden olabiliyor.
Son olarak, istihkak iddiasının açık ve net şekilde ispatlanamaması ya da form dilekçe ile eksik açıklamalar yapılması süreçte büyük sorunlara yol açar. Davalarda hem usule hem de esas yönünden eksiksiz hareket edilmesi, dava dosyasının titizlikle hazırlanması gerekir. Bu nedenle uzman görüşü alınmadan yapılan başvurular çoğu zaman olumsuz sonuçlarla karşılaşır.