Çelişkili ifade yalan tanıklık soruşturması doğurur mu?
Bir olayda tanık olarak çağrılmıştım. Olay günü alkollü olduğum için ifademde ne anlattığımı tam olarak hatırlayamadım. Duruşma günü de heyecanlıydım ve bazı ayrıntıları unutarak çelişkili ifade verdim. Duruşma tutanağında, iddia makamının tanık beyanına diyeceği bir şey olmadığı yazıyordu. Ancak içim rahat etmediği için mahkeme kaleminden tutanağı aldım ve ifademe baktım. Bir gün sonra yeni duruşma olduğunu öğrendim. Bu duruşmaya katılmam zorunlu değildi; ancak çelişkili ifadelerimi hatırladıkça objektif şekilde düzeltmek istedim ve dilekçe verdim. Örneğin, daha önce bir oda parası verdiğimi söylemişken, gerçekte iki oda parası verdiğim için bunu düzelttim. Davanın şu an devam edip etmediğini veya sonuçlanıp sonuçlanmadığını bilmiyorum. Kasten yalan söylemedim; ancak ifademi sonradan düzelttiğim için savcılık tarafından hakkımda resen yalan tanıklık soruşturması açılır mı? Zamanaşımı süresi nedeniyle yıllarca bu endişeyle yaşamak zorunda kalır mıyım? Önceki beyanımın yalan, sonraki düzeltmemin gerçek olarak değerlendirilmesi bana hukuki bir sorun çıkarır mı?
Konumunuz Ankara olarak görünüyor; bu şehirdeki profillere Ankara avukat listemizden ulaşabilirsiniz.
Cevaplar
Merhaba. Anlattığınız senaryoda, sırf beyanlar arasında çelişki olması tek başına “yalan tanıklık” (TCK m.272) soruşturması açılması için yeterli olmaz; çünkü bu suçun oluşması için tanığın kasten gerçeğe aykırı beyanda bulunması gerekir. TCK m.272’de suçun çekirdeği “gerçeğe aykırı olarak tanıklık”tır; unutma, heyecan, sarhoşluk nedeniyle hatırlayamama gibi haller somut olayda kastın bulunmadığını destekleyebilir.
Soruşturma açılıp açılmaması bakımından: Yalan tanıklık suçu şikâyete bağlı değildir, savcılık teorik olarak resen soruşturabilir. Ancak uygulamada genellikle dosyadaki hâkim/savcı, beyanın “bilerek” gerçeğe aykırı verildiğine dair kuvvetli emare görürse (örneğin açık yönlendirme, menfaat ilişkisi, dosyayı belirgin biçimde saptıran yalan gibi) bu yola gidilir. Sizin anlattığınız gibi, kısa süre içinde “tutanağı görüp yanlış/eksik kalan noktaları düzeltmek” için dilekçe verilmesi çoğu durumda aleyhe değil, lehhe bir davranıştır.
En kritik güvence şurası: Siz gerçeği sonradan, hükümden önce (ve belirli aşamalarda karar verilmeden önce) söylediyseniz TCK m.274’te düzenlenen etkin pişmanlık gündeme gelir.
Zamanaşımı endişesi açısından: Yalan tanıklıkta dava zamanaşımı, uygulanabilecek cezanın üst sınırına göre belirlenir. TCK m.66’ya göre üst sınırı 5 yılı geçmeyen hapis/adli para cezalarında genel dava zamanaşımı 8 yıldır. Ancak yalan tanıklığın bazı ağır hallerinde ceza üst sınırı çok yükseldiği için zamanaşımı da uzayabilir (örneğin TCK m.272/6-8 gibi). Sizin örneğiniz (oda parası sayısı gibi) tipik olarak bu ağır hallere “doğal olarak” girmez; yine de dosyanın niteliği (ceza davası mı, ne suçlaması var, beyanın sonucu ne oldu) belirleyicidir.
Son olarak, “önceki beyanım yalan sayılır, sonraki düzeltmem gerçek sayılırsa başım derde girer mi?” sorunuza pratik cevap: Siz beyanınızı kendiliğinizden ve hızlıca düzeltmişsiniz; bu, hem kast tartışmasında lehhe, hem de şartları varsa TCK m.274 kapsamında cezasızlık/indirim sağlayan bir durumdur. Düzeltmeyi yazılı yapmanız (dilekçe) ayrıca iyi; dilekçenin UYAP kaydı/tarih-saatini ve havale şerhini saklayın.
Şu iki bilgi cevabı daha nokta atışı yapar: