Boşanma davalarında arabuluculuk 2026 itibarıyla zorunlu mu?
Zorunlu arabuluculuk olan alanlarla farkı
Boşanma davası açmadan önce arabulucuya gitmek, 2026 itibarıyla genel bir dava şartı değildir. Aile hukukunda arabuluculuk, kural olarak tarafların tercihine bağlı bir yöntem olarak tasarlanmıştır. Nitekim arabuluculuk kanunundaki tanım da sürecin “ihtiyari” yürütüldüğünü vurgular; ayrıca aile içi şiddet iddiası içeren uyuşmazlıkların arabuluculuğa elverişli olmadığı açıkça belirtilir.
Buna karşılık “zorunlu arabuluculuk” dediğimiz şey, kanunun bazı dava türlerinde mahkemeye gitmeden önce arabuluculuk başvurusunu dava şartı haline getirmesidir. Uygulamada en bilinen örnekler; iş uyuşmazlıkları, ticari nitelikteki bazı alacak ve tazminat davaları, tüketici uyuşmazlıklarının önemli bir kısmı ve kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklardır.
Özetle: Boşanma dosyasında “zorunlu arabuluculuk var mı?” sorusu ile “taraflar isterse arabuluculuk yapabilir mi?” sorusu farklıdır. Boşanma bakımından ikinci soru daha doğru sorudur.
Boşanmanın kendisi arabuluculukla sonuçlanır mı?
Arabuluculuk, tarafların uzlaşı metni oluşturmasını sağlayabilir; ancak boşanmanın kendisini arabulucu kararlaştırmaz. Evliliğin sona ermesi için mutlaka bir aile mahkemesi kararı gerekir. Bu yüzden arabuluculukta “boşanma konusunda anlaştık” denilse bile, bunun hukuki sonucu genellikle anlaşmalı boşanma davasında hakimin onayıyla doğar.
Pratikte arabuluculuk, özellikle şu alanlarda işlevsel olabilir: mal paylaşımına dair çerçeve uzlaşı, karşılıklı tazminat ve nafaka kalemlerinin netleştirilmesi, ödeme takvimi gibi uygulanabilir maddelerin yazılması. Yine de çocukla ilgili düzenlemelerde (velayet, kişisel ilişki, iştirak nafakası) hakimin denetimi belirleyicidir ve metin, çocuğun üstün yararıyla bağdaşmıyorsa kabul edilmeyebilir.
Bir de kritik sınır var: aile içi şiddet iddiası olan dosyalarda arabuluculuğun “elverişli” görülmemesi, hem hukuki hem de güvenlik açısından temel bir ayrımdır.
Aile mahkemesi uyuşmazlıklarında arabuluculuğa elverişli konular
Nafaka ve maddi tazminat talepleri
Aile mahkemesi uyuşmazlıklarında arabuluculukta en kritik ölçüt şudur: Uyuşmazlık, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği bir konu olmalıdır. Bu çerçeve, arabuluculuk kanununda açıkça yer alır; ayrıca aile içi şiddet iddiası içeren uyuşmazlıkların arabuluculuğa elverişli olmadığı da ayrıca belirtilir.
Bu nedenle, eşler arasında maddi tazminat, manevi tazminat ve yoksulluk nafakası gibi parasal talepler, somut olaya göre arabuluculuk gündemine alınabilir. Burada amaç “haklıyı haksızı” belirlemek değil; tarafların kabul edebileceği bir ödeme planı, feragat düzeni veya karşılıklı dengeleme formülü kurmaktır. Yine de metnin uygulanabilir olması için tutarın, ödeme günlerinin, artış/uyarlama yaklaşımının ve gecikme halinde ne olacağının açık yazılması gerekir.
Mal paylaşımı ve mal rejimi tasfiyesi
Boşanma sonrasında en çok yıpratan başlıklardan biri mal rejimi tasfiyesi ve buna bağlı alacak kalemleridir. Arabuluculuk, eşlerin “hangi mal kime kalacak, hangi bedel ne zaman ödenecek, borçlar nasıl paylaşılacak” sorularına pratik bir çerçeve getirebilir.
Ancak malvarlığı uyuşmazlıklarında iki nokta sık atlanır. Birincisi, her malın niteliği farklıdır; banka hesabı, araç, şirket payı, ziynet veya taşınmaz için uygulanacak adımlar aynı olmaz. İkincisi, bazı devir işlemleri ayrıca resmi şekil gerektirebilir. Bu yüzden arabuluculukta mutabakat sağlansa bile, işlemin tamamlanması için hangi kurumda hangi evrakla işlem yapılacağı netleştirilmelidir.
Çocukla ilgili düzenlemelerde sınırlar
Çocukla ilgili konular, arabuluculukta en hassas alandır. Velayet, kişisel ilişki (görüş günleri) ve çocuğun eğitim, sağlık, şehir değişikliği gibi temel hayat kararları kamu düzeni boyutu taşıyabilir. Bu nedenle tarafların bir metin üzerinde anlaşması, tek başına “kesin çözüm” anlamına gelmez; mahkeme, çocuğun üstün yararına aykırı gördüğü düzenlemeleri kabul etmeyebilir.
Arabuluculuk bu başlıklarda yine de işe yarayabilir. Özellikle görüş günlerinin gerçekçi planlanması, teslim alma-bırakma düzeni, tatil ve bayram programı, iletişim kuralları gibi ayrıntılar, çatışmayı azaltan ve uygulamayı kolaylaştıran maddelerdir. Buradaki hedef, çocuğu bir pazarlık unsuruna çevirmeden, öngörülebilir ve sürdürülebilir bir düzen kurmaktır.
Aile içi şiddet iddiası varsa arabuluculuk neden uygun olmayabilir?
6284 kapsamında koruma kararı varken süreç
Aile içi şiddet iddiası bulunan uyuşmazlıklarda arabuluculuk, kural olarak “elverişli” görülmez. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu, aile içi şiddet iddiasını içeren uyuşmazlıkların arabuluculuğa elverişli olmadığını açıkça sınırlar. Bu yaklaşımın pratik sonucu şudur: Dosyada şiddet iddiası varken “hızlı uzlaşalım” düşüncesi, çoğu zaman doğru ve güvenli bir yol değildir.
Öte yandan 6284 sayılı Kanun kapsamında verilmiş bir koruma veya önleyici tedbir kararı (örneğin uzaklaştırma, yaklaşmama, iletişim kurmama) varken, tarafları aynı masada buluşturan bir arabuluculuk toplantısı fiilen mümkün olmayabilir. Çünkü tedbirin içeriğine göre tarafların aynı adreste bulunması, doğrudan iletişim kurması veya mesajlaşması dahi yasaklanmış olabilir. Böyle bir durumda “toplantı yapalım” diye atılacak adım, tedbir kararının amacını zayıflatır ve yeni bir risk alanı doğurur. 6284’ün resmi yayımlanma bilgilerine ve metnine İçişleri Bakanlığı sayfası üzerinden ulaşılabilir.
Güvenlik ve güç dengesizliği riski
Arabuluculuk, teoride tarafların eşit iradesine dayanır. Ancak aile içi şiddet iddiası olan ilişkilerde en büyük sorun, masada “eşit iki taraf” bulunmamasıdır. Şiddet, tehdit, ekonomik kontrol, takip veya çocuk üzerinden baskı iddiaları varsa, mağdur taraf “anlaşmayı” gerçek iradesiyle değil, süreci hızlı bitirmek ya da bir an önce güvende olmak için kabul edebilir.
Bu nedenle risk yalnızca fiziksel güvenlik değildir. Psikolojik baskı, bilgi asimetrisi (malvarlığı ve gelir gizleme), yalnız görüşmeye zorlanma ve “imza attırma” biçimindeki yönlendirmeler de güç dengesizliğinin tipik sonuçlarıdır. Böyle dosyalarda öncelik, uzlaşma metni değil; güvenliğin sağlanması, tedbirlerin uygulanması ve hak kaybı doğurmayan hukuki yol haritasının kurulması olmalıdır.
Anlaşmalı boşanma protokolü arabuluculukla hazırlanabilir mi?
Protokolde nafaka, tazminat, mal paylaşımı
Evet, taraflar isterse anlaşmalı boşanma protokolünün taslağını arabuluculuk görüşmelerinde şekillendirebilir. Arabuluculuk, özellikle pazarlık dili sertleştiğinde “tek tek maddeler” üzerinden ilerlemeyi ve metni sadeleştirmeyi kolaylaştırır. Yine de arabulucunun rolü karar vermek değil, tarafların uzlaşmasını sağlamaktır. Nihai metnin hukuki sonuç doğurması, mahkemenin onayına ve boşanma kararına bağlıdır.
Protokolde en sık düzenlenen başlıklar şunlardır: yoksulluk nafakası, iştirak nafakası, maddi ve manevi tazminat, ziynet eşyasıyla ilgili kabuller, mal paylaşımı ve ödeme planları. Uygulamada sorun çıkaran nokta genelde “genel ifadeler” olur. Bu yüzden protokolde tutarlar, ödeme günleri, ödeme yöntemi, gecikme halinde ne olacağı ve hangi taleplerden feragat edildiği açık yazılmalıdır. Mal paylaşımı tarafında da hangi malın kimde kalacağı, devir masraflarının kime ait olacağı ve teslim-devir tarihleri netleştirilmelidir.
Velayet ve kişisel ilişki hükümlerinde hakim denetimi
Velayet ve kişisel ilişki (çocuğun hangi günler hangi ebeveynle kalacağı) konusunda taraflar anlaşsa bile, bu maddeler “sadece taraf iradesiyle” kesinleşmiş sayılmaz. Hakim, protokolü inceleyip çocuğun yararına aykırı gördüğü düzenlemeleri kabul etmeyebilir veya değişiklik isteyebilir. Bu nedenle arabuluculukta hazırlanan metin, mahkemenin denetimine dayanabilecek kadar gerçekçi olmalıdır.
En iyi çalışan protokoller, soyut cümleler yerine uygulanabilir ayrıntılar içerir: teslim alma-bırakma yeri, hafta içi-hafta sonu düzeni, sömestr-yaz tatili planı, bayram günleri, şehir dışı seyahat ve iletişim kuralları gibi.
Çocuğun üstün yararı ölçütü
Hakim denetiminin merkezinde çocuğun üstün yararı bulunur. Bu ölçüt, ebeveynlerin “adil bulduğu” çözümden farklı olabilir. Çocuğun yaşı, okul düzeni, sağlık ihtiyaçları, bakım veren ebeveynin koşulları, kardeşlerin birlikte kalması gibi unsurlar, kişisel ilişki ve velayet düzenini doğrudan etkiler. Bu yüzden arabuluculukta hedef, ebeveynlerin taleplerini yarıştırmak değil; çocuğun günlük hayatını aksatmayacak, sürdürülebilir ve çatışmayı azaltan bir plan kurmaktır.
Aile hukuku arabuluculuğu nasıl işler: başvuru, toplantı, son tutanak
Arabulucu seçimi ve görüşme formatı
Aile hukukunda arabuluculuğa, dava açmadan önce de dava sürerken de gidilebilir. Taraflar arabulucuyu birlikte seçer. Arabulucular siciline kayıtlı bir arabulucuya ulaşmanın en pratik yolu Arabulucu Portal üzerinden arama yapmaktır.
Arabulucu seçildikten sonra tarafları ilk toplantıya davet eder. Görüşmeler çoğu dosyada tek oturumda bitmez. Arabulucu, dosyanın niteliğine göre ortak toplantı yapabilir veya taraflarla ayrı ayrı görüşebilir. Aile uyuşmazlıklarında en sağlıklı format genelde şudur: önce kısa bir ortak çerçeve, sonra ayrı görüşmeler, en sonda maddelerin tek tek netleştirildiği bir son toplantı.
Gizlilik, irade serbestisi ve tarafların temsili
Arabuluculukta gizlilik esastır. Süreçte söylenen teklifler ve beyanlar kural olarak mahkemede delil yapılamaz. Bu, tarafların daha rahat konuşmasını sağlar. Ancak “gizlilik var” diye her şeyin risksiz olduğu düşünülmemelidir. Özellikle baskı iddiası olan ilişkilerde irade serbestisi konusu ayrıca değerlendirilmelidir.
Taraflar toplantılara bizzat katılabilir veya avukatları aracılığıyla katılabilir. Aile hukukunda nafaka, tazminat, mal paylaşımı gibi başlıklarda metin kurulurken avukatla ilerlemek, sonradan yorum kavgasını azaltır.
Anlaşma belgesi ve icra edilebilirlik şerhi
Süreç sonunda mutlaka bir son tutanak düzenlenir. Anlaşma varsa “anlaşıldı”, yoksa “anlaşılamadı” şeklinde sonuç yazılır. Anlaşmaya varılırsa ayrıca anlaşma belgesi hazırlanır ve imzalanır.
Taraflar isterse anlaşma belgesi için mahkemeden icra edilebilirlik şerhi talep edebilir. Aile hukukuna ilişkin, arabuluculuğa elverişli uyuşmazlıklarda bu talep incelenirken mahkemenin duruşma yapması öngörülür. Sürecin bir diğer önemli etkisi de şudur: Arabuluculuk başlayıp bitene kadar geçen süre, zamanaşımı ve hak düşürücü süre hesabında dikkate alınmaz. Bu çerçeve, 6325 sayılı Kanun’da düzenlenir.
Mahkeme içi sulh ile arabuluculuk arasındaki farklar
Hakimin rolü ve yargılama sürecine etkisi
Mahkeme içi sulh, görülmekte olan davada tarafların uyuşmazlığı kısmen veya tamamen bitirmek için mahkeme huzurunda yaptıkları bir sözleşmedir. Sulh, davayı doğrudan sona erdirir. Hakim burada “arabulucu” gibi pazarlık yürütmez. Daha çok, tarafların beyanını tutanağa geçirir, sulhün kapsamını netleştirir ve yargılamayı sulh nedeniyle sonuçlandırır. HMK, sulhün ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği uyuşmazlıklarda yapılabileceğini de açıkça söyler.
Arabuluculukta ise masayı yöneten kişi hakim değil, arabulucudur. Süreç mahkeme dışında başlayabilir; dava açıldıktan sonra da tercih edilebilir. Arabuluculuk, yargılamanın yerine geçmekten çok, yargılamaya alternatif bir uzlaşma kanalıdır. Taraflar anlaşamazsa yargılama kaldığı yerden devam eder.
Bağlayıcılık ve mahkeme onayı gereken noktalar
Sulhün en güçlü yönü, hukuki etkisidir: HMK’ya göre sulh, ilgili davayı sona erdirir ve kesin hüküm gibi sonuç doğurur. Bu nedenle aynı konuda yeniden dava açma ihtimali ciddi ölçüde daralır.
Arabuluculukta bağlayıcılık, düzenlenen anlaşma belgesinin niteliğine bağlıdır. 6325 sayılı Kanun, anlaşma belgesine “ilam niteliğinde belge” etkisi kazandıran halleri düzenler. Özellikle taraflar, avukatları ve arabulucu tarafından birlikte imzalanan anlaşma belgesi, kural olarak ayrıca şerh aranmaksızın ilam niteliğinde sayılabilir; bazı durumlarda ise mahkemeden icra edilebilirlik şerhi alınması gerekir.
Yeni düzenleme tartışmaları: boşanma davalarında zorunluluk gelir mi?
Kamuoyundaki öneriler ve yürürlükteki durum ayrımı
Boşanma davalarında “zorunlu arabuluculuk gelecek mi?” tartışması uzun süredir gündemde. Burada iki şeyi ayırmak gerekir: yürürlükteki hukuk ve öneri/taslak düzeyi.
28 Mayıs 2026 itibarıyla boşanma davası açmak için arabulucuya başvuru, genel kural olarak bir dava şartı değil. Yani bugün uygulamada, “arabuluculuğa gitmeden boşanma davası açamazsınız” şeklinde genel bir zorunluluk yok.
Buna karşılık TBMM’de boşanma davalarına zorunlu arabuluculuk getirmeyi hedefleyen kanun teklifleri/verilen öneriler bulunuyor. Örneğin 30/10/2024 tarihli ve “Son Durumu: Komisyonda” görünen bir teklifin özetinde, boşanma davalarına zorunlu arabuluculuk sistemi getirilmesinin amaçlandığı açıkça yazıyor. Bu, tartışmanın neden “kesinleşmiş bir kural” gibi algılanabildiğini de açıklıyor.
Uygulamada beklenen etkiler ve eleştiriler
Zorunluluk tartışmasının arka planında, çekişmeli boşanmaların uzun sürmesi ve tarafların yıllarca belirsizlikte kalması problemi var. Bu nedenle kamuoyundaki öneriler genelde “önce uzlaşma zemini denensin, anlaşma olursa dosya kısa sürede bitsin” fikrine dayanıyor.
Eleştiriler ise iki başlıkta toplanıyor. Birincisi, boşanmanın ve özellikle çocukla ilgili düzenlemelerin kamu düzeni boyutu olduğu için “prosedür zorunluluğu” getirmenin her dosyada aynı sonucu vermeyeceği. İkincisi, aile içi şiddet ve güç dengesizliği riski bulunan dosyalarda, zorunlu bir aşamanın mağdur taraf üzerinde baskı yaratabileceği endişesi. Bu nedenle olası bir düzenleme gelirse, kapsamın ve istisnaların (özellikle şiddet iddiası olan hallerin) nasıl çizileceği belirleyici olacaktır.