İşlenemez suç kavramı ve hangi durumlarda gündeme gelir?
Eş anlamlı terimler: imkansız teşebbüs, muhal suç, elverişsiz teşebbüs
İşlenemez suç, failin suç işleme kastıyla icra hareketlerine başlamasına rağmen, neticenin baştan itibaren gerçekleşmesinin mümkün olmaması halinde gündeme gelen bir kavramdır. Uygulamada bu durum genelde iki sebeple ortaya çıkar: Suçun maddi konusu gerçekte yoktur (örneğin çalınacak eşya yoktur) ya da kullanılan araç, hedeflenen sonucu doğurmaya elverişli değildir (örneğin öldürmeye elverişli olmayan bir yöntem).
Doktrinde ve yargı kararlarında bu olgu için farklı adlar kullanılır. En sık karşılaşılanlar imkansız teşebbüs, muhal suç ve elverişsiz teşebbüs kavramlarıdır. Günlük pratikte bu terimler çoğu zaman aynı olguyu işaret eder: Fail “suçu işliyorum” düşüncesiyle harekete geçmiştir ama dış dünyadaki gerçeklik, sonucun gerçekleşmesine izin vermez. Bu yüzden tartışma, “bu durumda teşebbüs hükümleri mi uygulanır, yoksa cezasızlık mı söz konusudur?” sorusunun etrafında şekillenir.
Neden karıştırılıyor: teşebbüsle aynı görünmesi
İşlenemez suç, dışarıdan bakıldığında suça teşebbüsle neredeyse aynı görüntüyü verir. Çünkü her ikisinde de fail kastla hareket eder ve çoğu kez mağdur açısından tehlikeli görünen adımlar atılır. Karışıklığın temel nedeni, olay anında “imkânsızlık” unsurunun hemen fark edilmemesidir.
Teşebbüste önemli olan, icra hareketlerinin objektif olarak elverişli olmasıdır. İşlenemez suçta ise elverişlilik eşiği aşılmaz: Konu yokluğu veya araç elverişsizliği nedeniyle netice zaten gerçekleşemeyecektir. Bu ayrım, soruşturma ve kovuşturmada suç vasfını, olası yaptırımı ve kararın yönünü (ceza mı, beraat mi) doğrudan etkilediği için özellikle dikkatle yapılmalıdır.
İşlenemez suçun şartları nelerdir?
Kast ve icra hareketine başlanması şartı
İşlenemez suçtan söz edebilmek için, failin önce suç işleme kastı ile hareket etmesi gerekir. Yani kişi, “yanlışlıkla” değil, belirli bir suçu gerçekleştirme iradesiyle davranmalıdır. Bu kast, sadece düşünce aşamasında kalmamalı; icra hareketleri başlamalıdır. Başka bir ifadeyle fail, suç yoluna girmiş, dış dünyada somut adımlar atmış olmalıdır.
Buradaki kritik nokta şudur: Failin yaptığı davranış, çoğu zaman teşebbüse benzer şekilde görünür. Ancak işlenemez suç tartışması, icra hareketlerinin başlamasına rağmen olayın niteliği gereği sonucun zaten gerçekleşemeyecek olması nedeniyle doğar.
Neticenin gerçekleşmesinin imkansız olması ölçütü
İşlenemez suçun merkezinde, neticenin baştan itibaren imkânsız olması vardır. Bu imkânsızlık genelde iki kaynaktan çıkar:
- Suçun maddi konusu yoktur. Fail, gerçekte mevcut olmayan bir “şeye” yönelir.
- Kullanılan araç veya yöntem elverişsizdir. Seçilen araç, hedeflenen suçu meydana getirmeye objektif olarak uygun değildir.
Bu ölçüt, TCK m.35’te teşebbüs için aranan “elverişli hareketler” şartıyla doğrudan bağlantılıdır. Kanun metninde teşebbüs, kişinin kastettiği suçu “elverişli hareketlerle” doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaması olarak tanımlanır. Bu nedenle elverişlilik yoksa, çoğu değerlendirmede teşebbüs çizgisi de tartışmalı hale gelir.
Hata ve saik konumunun etkisi
İşlenemez suçlarda pratikte en sık görülen mesele, failin hata içinde olmasıdır. Fail, konusu var sanabilir ya da kullandığı aracın işe yarayacağını düşünebilir. Bu tür hatalar, kastın varlığını otomatik olarak ortadan kaldırmaz; fakat “elverişlilik” ve “imkânsızlık” değerlendirmesinde belirleyici olabilir.
Saik (neden, amaç) ise tek başına işlenemez suçu kuran bir şart değildir. Ancak özellikle somut olayın yorumunda, failin hangi suçu hedeflediğini ve icra hareketlerine gerçekten başlayıp başlamadığını anlamada yardımcı bir veri olarak dikkate alınır.
Teşebbüs ile işlenemez suç arasındaki farklar
Elverişlilik değerlendirmesi nasıl yapılır?
Teşebbüs ile işlenemez suç arasındaki en belirgin ayrım, icra hareketlerinin objektif elverişliliği noktasynda ortaya çıkar. Teşebbüste fail, kastettiği suçu işleyecek şekilde icraya başlar ve normal şartlarda bu hareketler neticeyi doğurmaya uygundur. Netice gerçekleşmezse, genellikle “failin elinde olmayan bir engel” vardır.
İşlenemez suçta ise sorun engel değildir. Sorun, baştan itibaren neticenin gerçekleşemeyecek olmasıdır. Elverişlilik değerlendirmesi yapılırken “fail ne sanıyordu?” sorusu tek başına yeterli değildir. Asıl soru şudur: Somut olayın şartlarında, kullanılan araç ve hedeflenen konu dikkate alındığında netice gerçekte mümkün müydü?
Bu yüzden aynı tür hareket, bir dosyada teşebbüs sayılırken başka bir dosyada işlenemez suç sayılabilir. İnce çizgi, olayın teknik ve maddi özelliklerindedir.
Hazırlık hareketi, icra hareketi, teşebbüs ayrımı
Mutlak elverişsizlik ve nispi elverişsizlik ayrımı
Hazırlık hareketi, suç kararının dış dünyaya yansıdığı ama henüz “suçun icrasına” geçilmediği evredir. İcra hareketi başladığında, teşebbüs tartışması da başlar. İşlenemez suç ise çoğunlukla icra hareketleri görünürde mevcut olsa bile, elverişlilik eşiği aşılamadığı için gündeme gelir.
Burada uygulamada sık kullanılan ayrım mutlak elverişsizlik ve nispi elverişsizlik ayrımıdır:
- Mutlak elverişsizlik: Kullanılan araç ya da yöntem, hiçbir koşulda neticeyi doğuramaz. Bu tip olaylar işlenemez suç tartışmasına daha yakın durur.
- Nispi elverişsizlik: Araç veya yöntem zayıftır, hatalıdır, eksiktir; ama uygun koşullarda neticeyi doğurma ihtimali vardır. Bu durumda çoğu kez teşebbüs hükümlerine yaklaşan bir değerlendirme yapılır.
Özetle: Teşebbüste “olabilirdi ama olmadı” tablosu baskındır. İşlenemez suçta ise “zaten olamazdı” noktası belirleyicidir.
Maddi konunun yokluğu nedeniyle işlenemez suç örnekleri
Boş cebe el atma ve benzeri hırsızlık senaryoları
Maddi konunun yokluğu, işlenemez suç tartışmasının en “görünür” çıktığı alanlardan biridir. Fail hırsızlık kastıyla icraya başlar; ancak çalınacak şey gerçekte mevcut değildir. Dışarıdan bakıldığında hareket, hırsızlığa teşebbüs gibi görünür. Fakat suçun konusu yoksa, neticenin gerçekleşmesi baştan itibaren imkânsız hale gelir.
Klasik örnek, boş cebe el atma senaryosudur. Fail, mağdurun cebinde para veya telefon olduğunu sanarak elini cebine sokar. Ancak cebin boş olduğu sonradan anlaşılır. Burada dosyanın kilit sorusu şudur: Somut olayda “çalınabilir bir eşya” var mıydı? Yoksa hırsızlık neticesi zaten gerçekleşemez miydi?
Benzer şekilde, failin bir çantayı açıp içinden bir şey almaya yönelmesi, fakat çantada değerli eşya bulunmaması; ya da bir kasayı açmaya çalışıp kasanın boş çıkması gibi olgular da maddi konu yokluğu tartışmasını doğurabilir. Uygulamada bu örneklerde ayrıntı önemlidir. Failin davranışı, başka bir suçu (örneğin konut dokunulmazlığını ihlal, mala zarar verme) oluşturuyorsa ayrıca değerlendirilir.
Ölüye ateş etme veya zaten yok olan şeye zarar verme
Maddi konunun yokluğu sadece malvarlığı suçlarında değil, kişiye karşı suçlarda da karşımıza çıkabilir. Örneğin fail, bir kişiyi öldürme kastıyla ateş eder; fakat hedef aldığı kişi aslında olaydan önce ölmüştür. Bu durumda “öldürme neticesi” artık gerçekleşemez. Çünkü suçun maddi konusu olan “yaşayan insan” unsuru ortadan kalkmıştır.
Benzer bir mantık, failin “var olduğunu sandığı” bir eşyaya zarar vermeye çalışması ama eşyanın zaten yok olması halinde de gündeme gelir. Burada mesele, failin niyetinden bağımsız olarak, objektif gerçeklikte suçun konusunun bulunmamasıdır. Bu nedenle işlenemez suç değerlendirmesi yapılırken olayın zaman çizelgesi (eşyanın ne zaman yok olduğu, kişinin ne zaman öldüğü) ve failin icra hareketlerinin nereye yöneldiği özellikle netleştirilir.
Kullanılan aracın elverişsizliği nedeniyle işlenemez suç örnekleri
Boş silahla ateş etme, oyuncak silah, arızalı silah
İşlenemez suç tartışmasının ikinci ana kaynağı, failin hedeflediği neticeyi doğurmaya elverişsiz bir araç kullanmasıdır. Kişi örneğin öldürme kastıyla icraya başlar; ancak seçtiği araç, somut olayın şartlarında ölüm neticesini doğuramayacak niteliktedir.
Sıklıkla verilen örneklerden biri boş silahla ateş etme durumudur. Silahın içinde fişek bulunmaması ve failin buna rağmen tetiğe basması, dışarıdan bakıldığında “öldürmeye teşebbüs” gibi algılanabilir. Ancak olayın teknik gerçekliği, kullanılan aracın o anki haliyle neticeyi doğurmaya elverişli olup olmadığıdır.
Oyuncak silah veya gerçek silaha benzetilmiş ama fiilen ateş edemeyen bir nesneyle yapılan eylemler de benzer şekilde tartışılır. Burada kritik ayrım şudur: Oyuncak silahın “korkutma” etkisi farklı suç tipleri bakımından önem taşıyabilir; fakat öldürme gibi bir netice açısından araç elverişsizse işlenemez suç gündeme gelebilir.
Arızalı silah örneğinde ise değerlendirme daha hassastır. Arıza, silahı tamamen işlevsiz kılıyorsa elverişsizlik daha açık olur. Arıza geçici, giderilebilir veya sadece isabet ihtimalini azaltan bir türdense, olay teşebbüs sınırına daha yakın yorumlanabilir. Bu tip dosyalarda bilirkişi incelemesi, silahın durumunu ve netice doğurma kapasitesini somutlaştırır.
Etkisiz zehir, yetersiz doz, sonuç doğurmayan yöntem
Kullanılan aracın elverişsizliği sadece ateşli silahlarla sınırlı değildir. Zehirleme iddialarında, maddenin gerçekte zehirli olup olmaması, dozun öldürücü etkide bulunup bulunamayacağı ve uygulama biçimi elverişlilik açısından belirleyicidir.
Örneğin fail, öldürme kastıyla bir maddeyi içeceğe karıştırır; fakat madde gerçekte etkisiz bir içeriktir. Ya da kullanılan maddenin toksik etkisi olsa bile yetersiz doz nedeniyle somut olayda ölüm neticesinin ortaya çıkması mümkün değildir. Bu hallerde “neticeye götürmeye elverişlilik” tartışması doğar.
Benzer şekilde “sonuç doğurmayan yöntem” örnekleri de görülebilir: Failin hedeflediği suça ulaşmak için seçtiği yol, objektif olarak neticeyi üretemeyecek kadar yetersiz veya uygun değilse, işlenemez suç değerlendirmesi gündeme gelir. Ancak yöntem zayıf olsa bile belirli koşullarda sonuç doğurabilecek nitelikteyse, dosya çoğu kez teşebbüs hükümleri çerçevesinde ele alınır. Bu yüzden her olayda araç, doz, uygulama biçimi ve somut şartlar birlikte değerlendirilir.
İşlenemez suçta cezalandırma ve hukuki sonuç ne olur?
Kural: teşebbüs hükümleri uygulanır mı?
Türk ceza hukukunda işlenemez suç, çoğu değerlendirmede “teşebbüsün şartı olan elverişli hareketler yok” kabulüyle ele alınır. Yani fail kastla başlamış olsa bile, kullanılan araç veya suçun konusu nedeniyle netice baştan imkânsızsa, TCK m.35 anlamında teşebbüsten söz edilemeyeceği ileri sürülür. Bu yaklaşımda sonuç şudur: Hedeflenen suç yönünden “teşebbüsten ceza” yerine, suçun unsurları oluşmadığı için sorumluluk doğmaz.
Buna karşı doktrinde, toplumsal tehlikelilik ve failin iradesi gerekçesiyle “elverişsiz teşebbüsün de cezalandırılabileceğini” savunan görüşler de vardır. Ancak uygulamada dosyaların çoğunda tartışma, teorik bir başlık olmaktan çok “somut olayda elverişlilik var mı” sorusuna indirgenir.
Cezasızlık ve güvenlik tedbiri tartışmaları
İşlenemez suçta “cezasızlık” denildiğinde, bu genellikle hedeflenen suç bakımından ceza verilmemesini anlatır. Fakat bu, failin her durumda hiçbir sonuçla karşılaşmayacağı anlamına gelmez. Somut fiil;
- tehdit,
- hakaret,
- konut dokunulmazlığını ihlal,
- mala zarar verme,
- genel güvenliği tehlikeye sokma
gibi başka bir suçu oluşturuyorsa, o suçtan ceza gündeme gelebilir. Güvenlik tedbiri tartışmaları ise daha çok, fiilin başka bir suç oluşturmadığı hallerde “salt tehlikelilik” üzerinden bir yaptırım olup olmayacağı sorusuna dayanır.
Uygulamada kararın yönü: beraat mı, ceza mı?
Pratikte mahkemenin yöneldiği iki temel ihtimal vardır. Birincisi, işlenemez suç kabul edilirse hedeflenen suçtan beraat (unsurlar oluşmadığı için). İkincisi, eylem başka bir suçun şartlarını sağlıyorsa o suçtan mahkûmiyet. Bu yüzden savunma ve iddia açısından kritik nokta, olayı “teşebbüs” gibi genellemekten çok, elverişlilik ve maddi konu tespitini dosya delilleriyle netleştirmektir.
En çok karıştırılan yakın kavramlar ve kısa yanıtlar
Gönüllü vazgeçme işlenemez suçtan nasıl ayrılır?
Gönüllü vazgeçmede fail, suç yoluna girdikten sonra kendi iradesiyle devam etmemeyi seçer. Yani netice, failin vazgeçmesi sayesinde gerçekleşmez. İşlenemez suçta ise fail vazgeçmese bile netice zaten gerçekleşemez. Çünkü konu yoktur veya araç elverişsizdir.
Kısa pratik test: “Fail devam etseydi sonuç doğabilir miydi?” sorusuna cevap “evet”e yaklaşıyorsa gönüllü vazgeçme tartışması anlam kazanır. Cevap net biçimde “hayır” ise işlenemez suç ihtimali güçlenir.
Etkin pişmanlık ile farkı nedir?
Etkin pişmanlık, kural olarak suç tamamlandıktan sonra devreye giren, kanunun bazı suçlar için öngördüğü bir kurumdur. Fail, belirli koşullarda zararı giderir, iade eder veya sonucun etkilerini azaltır; bunun karşılığında cezada indirim veya cezasızlık gündeme gelebilir.
İşlenemez suçta ise baştan itibaren hedeflenen suç tamamlanamaz. Bu yüzden etkin pişmanlık mantığıyla aynı zeminde değildir. Birinde “sonradan telafi” vardır, diğerinde “başlangıçtan beri imkânsızlık” tartışılır.
Elverişsiz teşebbüs ile işlenemez suç aynı mı?
Uygulamada çoğu kişi bu iki ifadeyi aynı anlamda kullanır. Nitekim işlenemez suç anlatılırken “elverişsiz teşebbüs” denmesi sık görülür. Ancak kavramsal olarak küçük bir nüans vardır: “Elverişsiz teşebbüs” ifadesi, teşebbüs çatısı altında bir alt tür varmış gibi bir izlenim yaratır. “İşlenemez suç” vurgusu ise elverişlilik hiç oluşmadığı için teşebbüs hükümlerinin uygulanamayacağı görüşüne daha yakındır.
Dosya açısından belirleyici olan isim değil, somut olayın cevabıdır: Kullanılan araç ve hedeflenen konu bakımından netice objektif olarak mümkün müydü, değil miydi? Bu tespit yapıldığında, hangi kavramın tercih edildiği genelde sonuca göre şekillenir.