Eser Sözleşmesi Nedir?
Eser sözleşmesi, Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenen, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği, iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme türüdür. Uygulamada inşaat, tadilat, yazılım geliştirme, tasarım gibi pek çok iş tipi eser sözleşmesi kapsamında değerlendirilir.
Bu sözleşme türü; ortaya somut ya da soyut, tamamlanmış bir sonuç çıkmasını, yani bir “eser” meydana gelmesini esas alır. Bu yönüyle, yalnızca emek sürecine odaklanan hizmet sözleşmesinden ve satış sözleşmesinden önemli noktalarda ayrılır. Aşağıda, eser sözleşmesi kavramının unsurlarını, tarafların borçlarını ve sık karıştırılan sözleşme türleriyle farklarını adım adım göreceksiniz.
Eser sözleşmesi tam olarak ne anlama gelir?
Eser sözleşmesi, en sade haliyle, “birine belirli bir işi yaptırmak ve karşılığında bedel ödemek” için kurulan hukuki ilişkidir. Burada önemli olan, sonunda ortaya somut bir sonuç, bir eser çıkmasıdır. Türk Borçlar Kanunu’nda bu sözleşme türü özel olarak düzenlenmiştir ve hem yüklenicinin hem iş sahibinin hak ve borçlarını ayrıntılı biçimde belirler.
Türk Borçlar Kanunu’na göre yasal tanım
Türk Borçlar Kanunu’nun 470. maddesine göre eser sözleşmesi, “yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşme”dir.
Bu tanımdan üç temel nokta çıkar:
- Yüklenici, bir eser ortaya koymayı taahhüt eder.
- İş sahibi, bu eserin karşılığında bir bedel ödemeyi üstlenir.
- Sözleşmenin merkezinde, belirli bir sonucun ortaya çıkması vardır; sadece “çalışma” değil, o çalışmanın ürünü önemlidir.
Kanun, “eser” kavramını dar anlamda kullanmaz. Yeni bir şey yapmak kadar, mevcut bir şeyi onarım, bakım, değiştirme, hatta yıkma gibi işler de eser sözleşmesine konu olabilir.
Eser sözleşmesini günlük hayattan basit örneklerle anlamak
Günlük hayatta aslında fark etmeden sık sık eser sözleşmesi yaparız. Örneğin:
- Evinizin duvarlarını boyatmak için bir boyacıyla anlaşıyorsunuz. Renk, metrekare, kullanılacak boya türü konuşuluyor ve belli bir ücrette uzlaşıyorsunuz. Boyacı, duvarları sözleştiğiniz şekilde boyayıp teslim ettiğinde eserini meydana getirmiş olur; siz de bedeli ödersiniz.
- Hazır mutfak dolabı almak yerine, ölçüye göre özel dolap yaptırıyorsunuz. Usta, sizin mutfağınıza özel, daha önce var olmayan bir dolap tasarlayıp üretiyor. Burada da sonuç, yani ortaya çıkan dolap, eser sözleşmesinin konusudur.
- Bir terziye, mağazadan hazır elbise almak yerine, size özel bir elbise diktiriyorsunuz. Terzinin borcu, elbiseyi kararlaştırılan özelliklerde dikmek ve teslim etmek; sizin borcunuz ise bedeli ödemektir.
Dijital alanda da benzer örnekler vardır: Bir yazılımcıya size özel bir web sitesi yaptırmanız, bir grafik tasarımcıdan logonuzu tasarlamasını istemeniz çoğu durumda eser sözleşmesi niteliği taşır; çünkü sonunda ortaya, daha önce olmayan, size özgü bir ürün çıkar.
Özetle, hazır bir şeyi satın almak yerine “ısmarlayıp yaptırıyorsanız”, büyük ihtimalle bir eser sözleşmesi kuruyorsunuz. Buradaki kilit nokta, tarafların hem “sonuç” hem de “bedel” üzerinde anlaşmış olmasıdır.
Eser sözleşmesinde kim kimdir, taraflar kimlerden oluşur?
Eser sözleşmesinde taraf sayısı aslında basittir: Bir tarafta yüklenici, diğer tarafta iş sahibi vardır. Türk Borçlar Kanunu’na göre eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.
Bu ilişkide yüklenici “işi yapan”, iş sahibi ise “işi ısmarlayan ve parasını ödeyen” kişidir. Her iki taraf da gerçek kişi (birey) olabileceği gibi şirket, dernek, vakıf gibi tüzel kişiler de olabilir. Ortak girişimler, konsorsiyumlar da yüklenici sıfatıyla eser sözleşmesine taraf olabilir.
Yüklenici kimdir, hangi durumda yüklenici sayılır?
Yüklenici, belirli bir sonucu, yani bir eseri ortaya koymayı üstlenen taraftır. Kanundaki tanımda, “bir eser meydana getirmeyi üstlenen” kişi yüklenici olarak anılır.
Bir kişinin yüklenici sayılması için:
- Ortada somut bir sonuç taahhüdü olmalı (örneğin daireyi boyamak, web sitesi kurmak, mutfak dolabı yapmak).
- Bu sonucu, bedel karşılığında yapmayı kabul etmiş olmalı.
- Sonuç, iş sahibinin menfaatine uygun ve kullanılabilir nitelikte olmalı.
Örneğin:
- Bir usta ile “bu banyoyu komple yenile, şu fiyata anlaştık” dediğinizde usta yüklenicidir.
- Bir yazılımcı ile “şu özelliklerde mobil uygulama yap, şu bedeli ödeyeceğim” diye anlaştığınızda yazılımcı yüklenici olur.
- Bir mimar, belirli bir proje çizimini teslim etmeyi üstlenmişse, o iş bakımından yüklenici sıfatını taşır.
Yüklenici, sadece “emek harcayan” kişi değildir; sonucu garanti eden taraftır. Bu yüzden eser sözleşmesinde yüklenici, eseri sözleşmeye, hukuka ve teknik kurallara uygun şekilde, özen ve sadakatle yapmakla yükümlüdür.
İş sahibi (iş sahibi, işveren) kimdir, sorumluluğu nedir?
İş sahibi, eseri ısmarlayan, yani “şu işi yap” diyen ve karşılığında bedel ödemeyi üstlenen taraftır. TBK m. 470’teki tanımda, bedel ödemeyi üstlenen bu kişi “iş sahibi” olarak adlandırılır.
İş sahibinin başlıca sorumlulukları şunlardır:
- Bedeli ödeme borcu: Sözleşmede kararlaştırılan ücreti, kararlaştırılan zamanda ve şekilde ödemek.
- Eseri kabul borcu: Yüklenici eseri sözleşmeye uygun şekilde tamamlayıp sunduğunda, makul inceleme sonrası eseri kabul etmek.
- İşin yürütülmesine yardımcı olma: Gerekli bilgi, belge, proje, yer gösterme gibi konularda yükleniciye makul ölçüde destek olmak; işi engelleyici davranışlardan kaçınmak.
Günlük hayattan düşünürsek:
- Evini tadilata veren ev sahibi iş sahibidir.
- Şirketine kurumsal web sitesi yaptıran firma, o sözleşmede iş sahibidir.
- Bir sanatçıya tablo sipariş eden koleksiyoner de iş sahibi konumundadır.
Özetle, eser sözleşmesinde yüklenici sonucu üretir, iş sahibi bu sonucun bedelini öder ve kabul eder. Tarafların kim olduğunun doğru tespiti, özellikle ayıp, gecikme, bedel uyuşmazlıkları gibi durumlarda kimin hangi sorumluluğu taşıdığını anlamak için kritik önem taşır.
Eser sözleşmesinin temel unsurları nelerdir?
Eser sözleşmesinin kalbinde üç temel unsur vardır:
- Bir eser meydana getirme
- Bu eserin bir sonuca yönelik olması
- Karşılığında bir bedel ödenmesi
Taraflar ne kadar detay konuşursa konuşsun, bu üç unsur yoksa genelde eser sözleşmesinden söz edilemez.
“Bir eser meydana getirme” ne demek, neler eser sayılır?
“Bir eser meydana getirme”, somut veya somutlaştırılabilir bir sonuç ortaya koymak demektir. Yani yüklenici sadece “çalışma” sözü vermez, belirli bir ürün veya sonuç taahhüt eder.
Eser sayılabilecek şeylere örnekler:
- Bir dairenin anahtar teslim tadilatı
- Mutfak dolaplarının imalatı ve montajı
- Bir web sitesinin tasarlanıp yayına alınması
- Bir logo, afiş, kurumsal kimlik tasarımı
- Özel yazılım geliştirilmesi
- Bir tablo, heykel, müzik düzenlemesi gibi sanatsal üretimler
Önemli olan, işin sonunda teslim edilebilir, denetlenebilir bir sonuç bulunmasıdır. Sadece “çalıştım, uğraştım” demek yetmez; ortaya çıkan şeyin, kararlaştırılan niteliklere göre ayıplı olup olmadığı da ölçülebilmelidir.
Fiziksel eser mi, dijital ya da fikrî eser de olabilir mi?
Eser sözleşmesi sadece beton, demir, mobilya gibi fiziksel işler için geçerli değildir. Günümüzde:
- Dijital ürünler (yazılım, mobil uygulama, web sitesi, arayüz tasarımı)
- Fikrî ürünler (grafik tasarım, jingle, video kurgu, fotoğraf çekimi ve düzenlemesi, mimari proje)
de eser sözleşmesinin konusu olabilir.
Örneğin bir yazılımcının, belirli özelliklere sahip bir CRM sistemi geliştirmesi; bir tasarımcının, onaylanmış brief’e uygun logo teslim etmesi tipik eser sözleşmesi örnekleridir. Burada da yine ölçü, sonucun kararlaştırılan özellikleri taşıyıp taşımadığıdır.
Bedel ödeme unsuru: mutlaka fiyat baştan mı belirlenmeli?
Eser sözleşmesinde mutlaka bir bedel olmalıdır; bu bedel para olabileceği gibi, istisnai olarak başka bir edim de olabilir. Ancak uygulamada neredeyse her zaman para bedeli söz konusudur.
Bedelin mutlaka en başta, kuruşuna kadar belirlenmiş olması şart değildir. Şu ihtimaller mümkündür:
- Götürü bedel: İş başlamadan toplam fiyat net kararlaştırılır. Risk büyük ölçüde yüklenicidedir.
- Yaklaşık / tahmini bedel: Başta bir tahmin yapılır, işin gidişine göre nihai tutar netleşir.
- Maliyet + kâr: Malzeme ve işçilik maliyeti üzerine belirli bir kâr oranı eklenir.
Önemli olan, tarafların bedelin nasıl belirleneceği konusunda anlaşmış olmasıdır. Hiç konuşulmamışsa, sonradan ciddi uyuşmazlıklar çıkabilir; bu durumda genelde emsal fiyatlar, piyasa rayiçleri ve yapılan işin kapsamı dikkate alınarak bir bedel tespiti gündeme gelir. Bu yüzden, sözlü bile olsa, “bedel nasıl hesaplanacak” kısmını baştan netleştirmek pratikte çok önemlidir.
Eser sözleşmesi ile hizmet sözleşmesi arasındaki fark nedir?
Eser sözleşmesi ile hizmet sözleşmesi arasındaki temel fark, sonuç ile çaba arasındaki farktır. Eser sözleşmesinde yüklenici, belirli bir sonucu (eser) ortaya koymayı taahhüt eder. Hizmet sözleşmesinde ise asıl olan, belirli bir süre boyunca emek ve özen göstermektir, somut bir sonuç garanti edilmez.
Eser sözleşmesinde taraflar genellikle “şu işi şu şekilde bitmiş halde teslim et” diye anlaşır. Hizmet sözleşmesinde ise “şu süre boyunca şu işi yap, şu görevi yerine getir” denir. Bu nedenle eser sözleşmesi daha çok proje ve ürün odaklı, hizmet sözleşmesi ise süre ve emek odaklı bir yapıya sahiptir.
Sonuç sorumluluğu – özen borcu farkı nasıl anlaşılır?
Eser sözleşmesinde yüklenicinin sonuç sorumluluğu vardır. Yani:
- Ortaya konacak eser kararlaştırılmış nitelikte değilse,
- Eksik, ayıplı, çalışmaz veya kullanılamaz durumdaysa,
yüklenici borcunu gereği gibi ifa etmemiş sayılır. Örneğin mutfağınıza dolap yaptırdığınızda, dolapların ölçüye uyması, kapakların düzgün açılıp kapanması, malzemenin kararlaştırılan kalitede olması beklenir. Bunlar yoksa yüklenici sonuçtan sorumludur.
Hizmet sözleşmesinde ise iş görenin özen borcu ön plandadır. Burada kişi, işini makul ve mesleki standartlara uygun şekilde yapmaya mecburdur; ama belirli bir sonucu garanti etmez. Örneğin bir avukat, davayı mutlaka kazanmayı değil, davayı hukuka ve meslek kurallarına uygun biçimde takip etmeyi taahhüt eder. Doktor da hastayı mutlaka iyileştirmeyi değil, tıp biliminin gereklerine uygun tedavi uygulamayı üstlenir.
Kısaca:
- Eser sözleşmesi: “Şu sonucu ortaya çıkaracağım” taahhüdü.
- Hizmet sözleşmesi: “Şu işi dikkat ve özenle yapacağım” taahhüdü.
Hangi durumda eser değil, hizmet sözleşmesi sayılır?
Bir sözleşmenin eser mi, hizmet mi olduğunu anlamak için şu sorulara bakmak pratik olur:
-
Somut bir eser mi hedefleniyor, yoksa sadece emek mi? Eğer taraflar, sonunda ortaya çıkacak tamamlanmış bir ürün veya iş üzerinde anlaşmışsa bu genelde eser sözleşmesidir. Sadece “şu süre boyunca çalış, şu görevleri yerine getir” deniyorsa hizmet sözleşmesine yakındır.
-
Ücret, sonuca mı yoksa süreye mi bağlı?
- “Bu web sitesini 50.000 TL’ye yap” deniyorsa eser sözleşmesi niteliği ağır basar.
- “Aylık 50.000 TL’ye yazılım danışmanlığı ver” deniyorsa hizmet sözleşmesine işaret eder.
-
İşin organizasyonu kimde? Hizmet sözleşmesinde iş gören çoğu zaman iş sahibinin organizasyonu içinde, onun talimat ve denetimi altında çalışır. Eser sözleşmesinde ise yüklenici işi kendi organizasyonu ve sorumluluğu ile yürütür, sadece sonucu teslim eder.
-
Süreklilik mi, tek seferlik iş mi? Tek seferlik, belirli bir işi bitirip teslim etmeye yönelik ilişkiler genelde eser sözleşmesi; uzun süreli, devamlı çalışma ilişkileri çoğunlukla hizmet sözleşmesi olarak değerlendirilir.
Örneklendirelim:
- Bir boyacıyla “Bu daireyi anahtar teslim boyayacaksın, toplam 40.000 TL” diye anlaşırsanız bu tipik bir eser sözleşmesidir.
- Aynı boyacıyla “Her gün 09.00–18.00 arası şu şantiyede çalışacaksın, aylık 40.000 TL maaş” derseniz bu artık hizmet sözleşmesi niteliği taşır.
Sonuç olarak, sözleşmenin adı ne olursa olsun, içeriğine bakılır. Eğer taraflar belirli bir eserin ortaya çıkmasını hedefliyorsa bu çoğu zaman eser sözleşmesi; sadece emek ve zamanın sunulması amaçlanıyorsa hizmet sözleşmesi olarak kabul edilir.
Eser sözleşmesi nasıl ve hangi şekilde yapılır?
Eser sözleşmesi, kural olarak şekle tabi olmayan bir sözleşmedir. Yani Türk Borçlar Kanunu’na göre, taraflar anlaştığı sürece sözlü, yazılı, hatta davranışlarla (örtülü) bile kurulabilir. Önemli olan, bir eser ortaya çıkarılması ve bunun karşılığında bedel ödenmesi konusunda uzlaşılmış olmasıdır.
Ancak işin niteliği büyüdükçe, bedel yükseldikçe ve teknik detaylar arttıkça, uygulamada mutlaka yazılı sözleşme tercih edilir. Çünkü ileride doğabilecek uyuşmazlıklarda, neye nasıl anlaşıldığını ispat etmek sözlü anlaşmalarda çok zordur.
Yazılı olmak zorunda mı, sözlü anlaşma yeterli olur mu?
Kanun, genel olarak eser sözleşmesi için “mutlaka yazılı olmalı” demez. Yani:
- Küçük bir tamirat için ustayla pazarlık yapmanız
- Bir tasarımcıyla e‑posta üzerinden fiyat ve teslim tarihi konuşmanız
- Boyacıyla telefonda anlaşmanız
hukuken birer eser sözleşmesi olabilir ve geçerlidir.
Buna karşılık:
- İspat açısından yazılı metin, e‑posta, mesaj, teklif formu, onaylı fiyat listesi gibi belgeler çok önemlidir.
- Bazı özel alanlarda (örneğin kat karşılığı inşaat, arsa payı devri içeren işler gibi) resmi şekil şartları devreye girebilir; bu tür karma sözleşmelerde tapu işlemleri, noter onayı gibi ek şekiller gerekebilir.
Günlük hayatta pratik yaklaşım şu olabilir: Tutar büyüdükçe, iş karmaşıklaştıkça ve risk arttıkça, en azından basit bir yazılı sözleşme ya da detaylı bir yazışma trafiği oluşturmak güvenli olur.
Standart inşaat, tamirat, tasarım işleri için pratik sözleşme örnekleri
İnşaat, tadilat, dekorasyon, yazılım veya tasarım gibi klasik eser sözleşmesi işlerinde, sözleşmede en azından şu başlıkların yer alması pratik ve koruyucudur:
- Taraflar: Yüklenici ve iş sahibinin kimlik / unvan ve iletişim bilgileri
- İşin konusu: Ne yapılacağı, kapsamı, varsa teknik şartnameye atıf
- Süre ve teslim tarihi: İşin başlama ve bitiş zamanı, gecikme halinde ne olacağı
- Bedel ve ödeme planı: Toplam fiyat, avans, taksitler, hakedişler, KDV durumu
- Malzeme sorumluluğu: Malzemeyi kim sağlayacak, kalitesi nasıl olacak
- Kontrol ve onay: İş sahibinin ara kontrolleri, revizyon hakları
- Garanti ve ayıp sorumluluğu: Teslim sonrası ne kadar süreyle hangi kusurlardan sorumluluk devam eder
- Fesih ve uyuşmazlık çözümü: Sözleşmenin hangi hallerde sona ereceği, hangi mahkeme veya tahkim yerinin yetkili olacağı
Basit bir tadilat için bile, en azından işin kapsamını, fiyatı ve teslim tarihini içeren kısa bir metnin imzalanması, ileride “Ben böyle demedim” tartışmalarını büyük ölçüde önler. Yazılım, web sitesi, grafik tasarım gibi dijital işlerde ise özellikle teslim formatı, revizyon sayısı ve kullanım hakları (lisans) mutlaka açıkça yazılmalıdır.
Eser sözleşmesinde tarafların temel hak ve yükümlülükleri
Eser sözleşmesinde hem yüklenicinin hem de iş sahibinin borçları karşılıklıdır. Yüklenici eseri ortaya koymak ve ayıpsız teslim etmekle, iş sahibi de bedeli ödemek ve eseri teslim almakla yükümlüdür. Taraflardan biri bu temel borçlarını ihlal ettiğinde sorumluluk ve tazminat gündeme gelir.
Yüklenicinin borçları: eseri yapma, ayıpsız teslim, talimata uyma
Yüklenicinin ilk ve en temel borcu, kararlaştırılan eseri bizzat meydana getirmek ve sözleşmeye uygun şekilde tamamlamaktır. Bu, hem teknik kurallara hem de sözleşmede yazan niteliklere uygun bir iş ortaya koyma yükümlülüğüdür.
Yüklenici, eseri ayıpsız olarak teslim etmek zorundadır. Ayıpsız teslimden kasıt, eserin:
- sözleşmede kararlaştırılan özelliklere uygun olması
- olağan kullanıma elverişli bulunması
- gizli ya da açık önemli kusur içermemesi
Yüklenici, iş sahibinin makul ve hukuka uygun talimatlarına da uymalıdır. Örneğin mutfak dolabı yapan bir usta, iş sahibinin renk, ölçü, malzeme gibi makul isteklerini dikkate almak zorundadır. Ancak talimat, teknik olarak imkânsızsa ya da güvenliği tehlikeye atıyorsa, yüklenici bunu iş sahibine bildirmek ve gerekirse uymamakla yükümlüdür.
Ayrıca yüklenici:
- işi özenle yürütmek
- kullanılan malzeme ve işçilikten doğan ayıplardan sorumlu olmak
- işi kararlaştırılan sürede veya makul süre içinde bitirmek zorundadır. Bu borçlar, eser sözleşmesinde yüklenicinin sorumluluğunun temelini oluşturur.
İş sahibinin borçları: bedeli ödeme, teslimi kabul etme, işin yürütülmesine yardımcı olma
İş sahibinin en önemli borcu, kararlaştırılan bedeli ödemektir. Bedel, sözleşmede belirlenen zamanda ve şekilde ödenmelidir. Uygulamada bu; peşin, taksitli, avans + kalan ödeme veya işin belirli aşamalarına göre kademeli ödeme şeklinde olabilir. Bedelin zamanında ödenmemesi, gecikme faizi ve hatta sözleşmenin feshi gibi sonuçlar doğurabilir.
İş sahibi ayrıca, ortaya çıkan eseri teslim almakla yükümlüdür. Teslimi gereksiz yere reddetmesi, hem gecikme hem de ek masraflar bakımından sorumluluk doğurabilir. Teslim sırasında eseri makul bir sürede gözden geçirip fark edilebilir ayıpları bildirmesi de beklenir.
Bir diğer önemli yükümlülük, işin yürütülmesine yardımcı olmaktır. Örneğin:
- İnşaatta şantiyeye zamanında erişim sağlamak
- Gerekli projeleri, çizimleri, onayları zamanında vermek
- Yüklenicinin çalışacağı alanı hazır hale getirmek
gibi edimler iş sahibinin yardım borcu kapsamındadır. İş sahibi bu borçlarını yerine getirmezse, işin gecikmesinden veya maliyet artışından kısmen ya da tamamen sorumlu tutulabilir. Böylece eser sözleşmesinde denge, yüklenicinin işi yapması ve ayıpsız teslimi ile iş sahibinin bedeli ödemesi ve eseri kabul etmesi üzerinden kurulur.
Eser sözleşmesinde ayıplı iş ve sorumluluk nasıl doğar?
Eser sözleşmesinde “ayıplı iş”, yüklenicinin ortaya koyduğu eserin sözleşmeye, tekniğe veya iş sahibinin makul beklentisine uygun olmaması hâlini ifade eder. Yani eser, kararlaştırılan nitelikleri taşımıyorsa ya da normalde bulunması gereken özellikler eksikse, ayıplı eserden söz edilir. TBK’da ayıplı işe ilişkin hükümler özellikle 474 ve devamı maddelerde düzenlenmiştir.
Yüklenicinin ayıptan sorumlu tutulabilmesi için genel olarak şu şartlar aranır:
- Eserin tamamlanıp iş sahibine teslim edilmiş olması,
- Teslim edilen eserin ayıplı olması,
- Ayıbın iş sahibinden veya onun talimatından kaynaklanmaması,
- İş sahibinin eseri makul sürede muayene edip ayıbı gecikmeksizin bildirmesi.
Ayıp; açık ya da gizli, maddi ya da hukuki olabilir. Açık ayıp, teslimde normal bir incelemeyle hemen fark edilebilen kusurdur. Gizli ayıp ise ilk bakışta görülmeyen, zamanla veya uzman incelemesiyle ortaya çıkan eksikliktir. İş sahibi, açık ayıpları teslimden sonra “işlerin olağan akışına göre gecikmeyecek” bir sürede, gizli ayıpları ise öğrenir öğrenmez yükleniciye bildirmek zorundadır; aksi hâlde eseri zımnen kabul etmiş sayılabilir.
Ayıplı iş ile “eksik iş”in farklı kavramlar olduğunu da unutmamak gerekir. Ayıplı iş, yapılan kısmın nitelik bakımından bozuk olmasını; eksik iş ise hiç yapılmamış kısımları ifade eder ve hukuki sonuçları kısmen farklıdır.
Ayıplı eser ne sayılır, hangi hallerde itiraz edilebilir?
Bir eserin ayıplı sayılması için mutlaka tamamen kullanılamaz olması gerekmez. Önemli olan, eserin:
- Sözleşmede kararlaştırılan özellikleri taşımaması,
- Teknik kurallara, fen ve sanat kaidelerine aykırı yapılması,
- İş sahibinin eseri üstlenirken haklı olarak beklediği amaca uygun olmaması,
- Normal bir eserde bulunmaması gereken bozuklukları içermesidir.
Örneğin;
- Yeni yapılan bir dairenin duvarlarında kısa sürede çatlaklar oluşması,
- Sipariş edilen mutfak dolaplarının ölçüye uymaması veya kapaklarının kapanmaması,
- Tasarlanan web sitesinin sözleşmede kararlaştırılan hız, güvenlik veya fonksiyonları sağlamaması,
- İmal edilen makinenin, amaçlanan üretimi güvenli ve sürekli şekilde yapamaması, çoğu durumda ayıplı eser olarak değerlendirilir.
İş sahibi, ayıbı fark ettiği anda sessiz kalmamalı; makul süre içinde yükleniciye bildirmelidir. Bu bildirim yazılı olmak zorunda değildir; ancak ispat kolaylığı için yazılı veya kayıtlı bir yolla yapılması pratikte önemlidir. Yargıtay, ayıp ihbarının her türlü delille ispatlanabileceğini, aşırı kısa ihbar sürelerinin de her zaman geçerli sayılmayabileceğini kabul etmektedir.
Ayıp çok ağırsa ve eserin kullanılmasını ciddi biçimde engelliyorsa, iş sahibi çoğu zaman eseri kabul etmeyip daha güçlü seçimlik haklara yönelebilir. Buna karşılık, küçük ve giderilebilir kusurlarda genellikle onarım veya bedelden indirim yoluna gidilir.
İş sahibinin seçimlik hakları (onarım, bedelden indirim, fesih vb.)
Türk Borçlar Kanunu’na göre iş sahibi, ayıplı eserle karşılaştığında bazı seçimlik haklara sahiptir. TBK m. 475 çerçevesinde özetle şu yollara başvurabilir:
-
Eserin ücretsiz onarımını isteme İş sahibi, ayıbın giderilmesini, yani eserin onarılmasını talep edebilir. Onarım, yüklenici için aşırı masraf ve külfet doğurmuyorsa, yüklenici bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür. Özellikle teknik olarak kolay giderilebilen kusurlarda ilk başvurulan yol budur.
-
Bedelden indirim talep etme Ayıp eserin tamamen reddini gerektirecek kadar ağır değilse, iş sahibi ödeyeceği bedelden, ayıp oranında indirim isteyebilir. Burada amaç, ayıplı eserin gerçek değeri ile ayıpsız olsaydı sahip olacağı değer arasındaki farkı bedelden düşmektir.
-
Sözleşmeden dönme (fesih) hakkı Eser, iş sahibinin amacına uygun kullanılamayacak derecede ağır ayıplıysa veya sözleşmede açıkça kararlaştırılan nitelikleri hiç taşımıyorsa, iş sahibi eseri kabul etmeyip sözleşmeden dönebilir. Bu durumda taraflar aldıklarını iade eder; iş sahibi bedeli geri ister, yüklenici de eseri geri almakla veya söküp kaldırmakla yükümlü olabilir.
-
Tazminat talebi Kanunda açıkça sayılan bu seçimlik hakların yanında, iş sahibi genel hükümlere göre uğradığı zararın tazminini de isteyebilir. Örneğin ayıplı bir makine yüzünden üretimin durması, ek tamirat masrafları veya üçüncü kişilere ödenen bedeller gibi zararlar için ayrıca tazminat talep edilebilir.
İş sahibi bu haklardan birini seçtiğinde, kural olarak aynı ayıp için sonradan diğerine geçemez; bu nedenle hangi yolun kendisi için daha avantajlı olduğunu baştan iyi değerlendirmesi önemlidir. Ancak bazı durumlarda, örneğin onarımın mümkün olmaması veya makul sürede yapılmaması hâlinde, bedelden indirim ya da sözleşmeden dönme yoluna geçişe Yargıtay içtihatlarıyla esneklik tanındığı da görülmektedir.
Eser sözleşmesinde bedel, maliyet ve ödeme şekilleri
Götürü bedel ile maliyet + kâr bedeli arasındaki fark
Eser sözleşmesinde tarafların en çok zorlandığı nokta, bedelin nasıl belirleneceğidir. Türk Borçlar Kanunu’nda açıkça düzenlenen iki temel model vardır: götürü bedel ve maliyet + kâr (yapılan iş ve masraf üzerinden bedel).
Götürü bedel, işin başında “bu işin tamamı şu fiyata yapılacak” denilen modeldir.
- Bedel genelde sabittir, metrekare artsa bile kural olarak değişmez.
- Yüklenici, maliyet hesabını en başta yapar ve riskin büyük kısmını üstlenir.
- İş sırasında malzeme pahalanması, işçilik artması gibi durumlarda, olağanüstü bir hal yoksa, yüklenici ek ücret isteyemez.
- İş sahibi açısından öngörülebilirlik yüksektir, sürpriz fatura çıkma ihtimali düşüktür.
Maliyet + kâr bedeli (diğer adıyla “hesaplanan bedel” ya da “yapılan iş ve masraf üzerinden bedel”) ise farklı işler için daha esnek bir modeldir.
- Yüklenici, yaptığı gerçek masrafları (malzeme, işçilik, nakliye vb.) belgeleyerek iş sahibine yansıtır.
- Bu masrafların üzerine önceden kararlaştırılmış bir kâr oranı veya sabit bir hizmet bedeli eklenir.
- Maliyet arttıkça bedel de artar; riskin önemli kısmı iş sahibine geçer.
- Özellikle kapsamı baştan tam netleşmeyen, değişiklik ihtimali yüksek projelerde tercih edilir.
Özetle:
- Götürü bedel: Sabit fiyat, yüklenici için daha çok risk, iş sahibi için daha çok fiyat güvenliği.
- Maliyet + kâr: Değişken fiyat, iş sahibi için daha çok maliyet riski, yüklenici için daha güvenli kâr.
Taraflar sözleşmede bedel tipini açıkça yazmadıysa, işin niteliği, pazarlık şekli, teklif ve faturalar birlikte değerlendirilerek hangi modele daha yakın olduğu yorumlanır.
Fiyat sonradan belirlenirse neye göre hesaplanır?
Bazen eser sözleşmesi yapılırken bedel hiç yazılmaz ya da “sonra bakarız, piyasaya göre belirleriz” denir. Böyle durumlarda sözleşme geçersiz olmaz; ancak bedelin nasıl belirleneceği önem kazanır.
Türk Borçlar Kanunu’na göre, bedel sonradan belirlenecekse şu ölçütler dikkate alınır:
-
Tarafların sonradan yaptığı anlaşma En basit yol, iş tamamlandıktan sonra tarafların oturup makul bir fiyat üzerinde anlaşmasıdır. Bu, yazılı bir protokol, e‑posta yazışması veya fatura kabulü ile de ortaya çıkabilir.
-
Emsal bedel (piyasa rayici) Taraflar anlaşamazsa, aynı nitelikteki işlerin o yer ve tarihteki ortalama piyasa fiyatı esas alınır.
- Örneğin, benzer büyüklükte bir daire tadilatının o dönemde piyasada kaç liraya yapıldığı,
- Benzer bir web sitesinin ortalama kaç liraya kodlandığı gibi.
-
Yapılan işin kapsamı ve niteliği Eserin büyüklüğü, teknik zorluğu, kullanılan malzemenin kalitesi, işin süresi gibi unsurlar da bedelin tespitinde dikkate alınır.
-
Yüklenicinin yaptığı masraflar ve makul kâr Özellikle bedelin hiç konuşulmadığı, ama yüklenicinin ciddi masraf yaptığı hallerde,
- Belgelenebilen gerçek maliyetler,
- Üzerine eklenecek makul bir kâr oranı, mahkemeler ve bilirkişiler tarafından sıkça kullanılan bir yöntemdir.
Bu nedenle, bedel sonradan belirlenecek olsa bile, en azından hesaplama yöntemini (emsal fiyat, saatlik ücret, metrekare birim fiyatı, maliyet + yüzde kâr gibi) sözleşmeye yazmak, ileride çıkabilecek uyuşmazlıkları büyük ölçüde azaltır.
Uygulamada en sık karşılaşılan eser sözleşmesi örnekleri
Eser sözleşmesi denince akla çoğu zaman inşaat gelir ama uygulamada alan çok daha geniştir. Ortak nokta, belirli bir sonuç ortaya çıkması ve bunun karşılığında bir bedel ödenmesidir. Bu çerçevede özellikle inşaat, tadilat, dekorasyon işleri; yazılım ve dijital projeler; sanatsal ve fikrî üretimler en tipik eser sözleşmesi örnekleridir.
İnşaat, tadilat, dekorasyon işleri
Türk Borçlar Kanunu’ndaki klasik eser sözleşmesi örneği, bir binanın yapılması ya da tadilatıdır. Müteahhit ile konut yaptıran kişi arasındaki inşaat sözleşmeleri, daire tadilatı, mutfak yenileme, banyo seramiklerinin değiştirilmesi, ofis dekorasyonu gibi işler genellikle eser sözleşmesi niteliğindedir.
Burada yüklenici, belirli bir projeye göre tamamlanmış bir yapı veya tadilat sonucu teslim etmeyi üstlenir. İş sahibi de bu sonucun ortaya çıkmasıyla birlikte kararlaştırılan bedeli öder. Boya badana, parke döşeme, dış cephe mantolama, mobilya imalatı ve montajı gibi işler de çoğu zaman eser sözleşmesi olarak değerlendirilir. Özellikle inşaat ve tadilat alanında hazırlanan sözleşme örneklerinde; keşif, metraj, kullanılacak malzeme, teslim süresi ve garanti hükümleri ayrıntılı şekilde düzenlenir.
Yazılım, web sitesi, grafik tasarım gibi dijital işler
Güncel uygulamada yazılım geliştirme, web sitesi yapımı, mobil uygulama geliştirme, özel CRM/ERP projeleri de eser sözleşmesi kapsamında kabul edilmektedir. Çünkü burada da amaç, belirli özelliklere sahip, çalışır durumda bir yazılım ürününün ortaya çıkmasıdır. Yargı kararlarında, web sitesi veya yazılım projesinin zamanında ve sözleşmeye uygun teslim edilmemesi, “eser sözleşmesinden doğan ayıplı iş veya ifa etmeme” olarak ele alınmaktadır.
Benzer şekilde logo tasarımı, kurumsal kimlik çalışması, katalog tasarımı, 3D mimari görselleştirme, animasyon filmi üretimi gibi grafik ve görsel tasarım işleri de çoğunlukla eser sözleşmesi sayılır. Tasarımcı, ortaya çıkacak eserin taslağını, revizyon süreçlerini ve teslim formatını üstlenir; iş sahibi de ortaya çıkan sonuca göre ödeme yapar.
Sanatsal ve fikrî eser üretimi içeren sözleşmeler
Bir ressamla tablo siparişi için yapılan anlaşma, heykel yaptırma, özgün bir müzik bestesi ısmarlama, kitap kapağı resmi, çocuk kitabı illüstrasyonu, hatta bir yazarla “şu konuda kitap yazılması” için yapılan sözleşme de eser sözleşmesi niteliğinde olabilir. Burada da temel unsur, yaratıcı bir fikrin somut bir esere dönüşmesi ve bunun karşılığında bedel ödenmesidir.
Ayrıca fotoğraf çekimi (örneğin düğün çekimi, ürün fotoğrafçılığı), video klip veya kısa film üretimi, sahne dekoru tasarımı gibi yaratıcı işler de çoğu zaman eser sözleşmesi çerçevesinde düzenlenir. Bu tür sanatsal ve fikrî eser sözleşmelerinde, eserin teslim şekli, kullanım ve telif hakları, nerede ve ne kadar süreyle kullanılabileceği gibi hükümler özellikle önem kazanır.
Eser sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklarda ispat ve deliller
Yazılı sözleşme yoksa taraflar iddialarını nasıl ispatlar?
Eser sözleşmesi çoğu zaman yazılı yapılır ama hukuk düzeni, geçerlilik için yazılı şekil şartı aramaz. Yani sözlü anlaşma da geçerlidir; sorun, iş uyuşmazlığa döndüğünde başlar. Çünkü o noktada “kim neye razı olmuştu, bedel neydi, işin kapsamı nereye kadardı?” sorularını ispat etmek gerekir.
Yazılı sözleşme yoksa taraflar, iddialarını genellikle şu yollarla ispatlamaya çalışır:
- Taraflar arasındaki mesajlaşmalar (e‑posta, WhatsApp, SMS vb.)
- Verilen teklif ve kabul yazıları
- Faturalar, makbuzlar, ödeme dekontları
- Keşif, ölçüm, metraj tutanakları
- Tanık beyanları
- İşin fiilen yapıldığını gösteren fotoğraf, video, teslim tutanağı gibi deliller
Özellikle eser sözleşmesinde işin kapsamı, teslim tarihi, bedel ve ek işler en çok tartışılan noktalardır. Bu nedenle, yazılı bir sözleşme olmasa bile, sürecin başından itibaren mümkün olduğunca yazılı iz bırakmak çok önemlidir. Örneğin “şu tarihe kadar mutfağın dolaplarını yenileme işi için 150.000 TL’ye anlaştık” şeklinde bir e‑posta, ileride mahkeme veya hakem önünde ciddi delil değeri taşır.
Tanık beyanları da kullanılabilir; ancak mahkemeler genelde yazılı ve somut belgelere, tanıklardan daha fazla ağırlık verir. Bu yüzden “nasıl olsa tanık var” düşüncesi, eser sözleşmesi gibi teknik ve bedeli yüksek işlerde risklidir.
Teklif, e‑posta, fatura, keşif tutanağı gibi belgelerin rolü
Eser sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklarda, yazılı sözleşme olmasa bile, süreçte oluşan her belge bir “yapboz parçası” gibi değerlendirilir. Hakim veya hakem, bu parçaları birleştirerek tarafların gerçek iradesini anlamaya çalışır.
-
Teklif ve kabul yazıları: İşin kapsamını, kullanılacak malzemeyi, fiyatı ve çoğu zaman teslim süresini gösterir. İş sahibi teklifi açıkça veya zımnen (örneğin işe başlanmasına ses çıkarmayarak) kabul ettiyse, bu belgeler sözleşmenin şartlarını ortaya koymada çok etkilidir.
-
E‑posta ve mesajlaşmalar: Özellikle sonradan çıkan ek işler, fiyat değişiklikleri, süre uzatımı gibi konularda ne konuşulduğunu gösterir. “Şu işi ayrıca yaparsan 20.000 TL daha öderim” gibi yazışmalar, ek iş bedelinin ispatında kritik rol oynar.
-
Fatura, irsaliye, ödeme dekontu: Hem işin yapıldığını hem de en azından bir kısmının ödendiğini gösterir. Faturadaki açıklama, hangi iş için ne kadar bedel talep edildiğini ortaya koyar. Banka dekontundaki açıklama kısmı da, “şu işin bedeli” şeklinde yazılmışsa, uyuşmazlıkta önemli bir dayanak olur.
-
Keşif ve metraj tutanakları: Özellikle inşaat, tadilat, dekorasyon gibi işlerde, yapılan işin miktarını ve niteliğini gösterir. Mahkeme bilirkişisi de çoğu zaman bu tutanaklara bakarak hesaplama yapar.
-
Teslim ve kabul tutanakları, iş bitirme yazıları: İşin ne zaman ve hangi durumda teslim edildiğini, iş sahibinin o anda bir itirazı olup olmadığını gösterir. Teslimde açıkça itiraz edilmemişse, bazı ayıplar için sonradan hak iddia etmek zorlaşabilir.
Sonuç olarak, eser sözleşmesinde yazılı bir ana sözleşme olmasa bile, tekliften teslim anına kadar oluşan her belge, ileride çıkabilecek bir davada tarafların en büyük güvencesidir. Bu yüzden hem yüklenici hem iş sahibi, süreci “söz uçar, yazı kalır” mantığıyla yürütmelidir.