Toggle sidebar
Görevi Kötüye Kullanma Suçu Ve Cezası

Görevi Kötüye Kullanma Suçu Ve Cezası

16 dakika

Görevi kötüye kullanma suçu, TCK 257’de kamu görevlisinin görevini hukuka aykırı biçimde yerine getirmesi ya da yapması gereken işi ihmal edip geciktirmesi nedeniyle kamu yönetimine duyulan güveni zedeleyen bir fiil olarak düzenlenir. Uygulamada iki temel görünüm önemlidir: aktif bir işlemle göreve aykırılık ve pasif kalarak ihmal veya gecikme; ayrıca rüşvet, zimmet gibi özel bir suç oluşuyorsa bu maddeye gidilmez. Sırf usulsüzlük iddiası yetmez, eylemin kişilerin mağduriyetine, kamunun zararına veya haksız menfaate yol açması ve kastın bulunması aranır. Hapis cezası fiilin türüne göre değişir ve çoğu dosyada soruşturma izni ile “netice” şartının yanlış değerlendirilmesi süreci tamamen tersine çevirebilir.

TCK 257 kapsamındaki suçun tanımı ve iki ayrı görünümü

İcrai davranışla göreve aykırılık (TCK 257/1)

TCK 257/1, kamu görevlisinin görevin gereklerine aykırı bir şekilde hareket etmesini suç olarak tanımlar. Buradaki “icrai davranış” genelde aktif bir işlemi ifade eder. Örneğin yetkisi olmadığı halde işlem tesis etmek, usule aykırı karar vermek, mevzuatın öngördüğü denetimi bilerek devre dışı bırakmak gibi.

Bu suçun oluşması için tek başına “hata” veya “usulsüzlük” yeterli görülmez. Aykırılık nedeniyle kişilerin mağduriyetine, kamunun zararına yol açılması veya bir kişiye haksız menfaat sağlanması aranır. Ayrıca kanunda aynı fiil için daha özel bir suç tipi varsa, kural olarak TCK 257 yerine o özel düzenleme uygulanır.

İhmali davranışla görevin yapılmaması (TCK 257/2)

TCK 257/2’de ise kamu görevlisinin görevin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstermesi ele alınır. Burada sorun, “yanlış işlem yapmak” değil, yapılması gereken işin hiç yapılmaması ya da makul sürede yapılmamasıdır.

Örneğin süresinde yazışma yapmamak, gerekli güvenlik veya kontrol tedbirini almamak, başvuruyu mevzuata uygun şekilde sonuçlandırmayıp bekletmek gibi davranışlar bu kapsamda değerlendirilir. Yine aynı şekilde, ihmal veya gecikmenin somut olarak mağduriyete, kamu zararına ya da haksız menfaate bağlanması gerekir.

Diğer görevi kötüye kullanma hallerine genel çerçeve

TCK 257, uygulamada “tali ve tamamlayıcı” bir suç tipi olarak görülür. Yani kamu görevlisinin göreve aykırı davranışı rüşvet, zimmet, irtikap, görevi yaptırmamak için direnme gibi daha özel bir suçu oluşturuyorsa, öncelikle o suç gündeme gelir.

Bu yüzden doğru nitelendirme için üç soru kritik hale gelir: (1) Fail gerçekten kamu görevlisi mi, (2) davranış görev alanıyla bağlantılı mı, (3) ortaya çıkan sonuç mağduriyet, kamu zararı veya haksız menfaat olarak somutlaştırılabiliyor mu. Bu üç başlık netleşmeden “görevi kötüye kullanma” değerlendirmesi çoğu zaman sağlıklı kurulamaz.

Kamu görevlisi kimdir ve kimler fail olabilir?

Kamu görevlisi sayılmanın ölçütleri

Görevi kötüye kullanma suçu bakımından “kamu görevlisi” kavramı, klasik “memur” tanımından daha geniş yorumlanır. Ceza hukuku açısından esas ölçüt, kişinin yaptığı işin kamusal faaliyetin yürütülmesine katılma niteliği taşımasıdır. Bu katılma, atama veya seçilme yoluyla olabileceği gibi, başka bir suretle de gerçekleşebilir. Görev sürekli olabilir, belirli bir dönemle sınırlı olabilir veya geçici olabilir.

Bu nedenle değerlendirme yapılırken kişinin unvanından çok, somut olayda yürüttüğü faaliyetin kamu adına ve kamu gücüyle bağlantılı olup olmadığına bakılır. Aynı kişi, bazı işlemlerinde kamu görevlisi sayılırken bazı işlemlerinde özel kişi gibi hareket ediyor olabilir. Bu ayrım, TCK 257’de fail tespiti için belirleyicidir.

Özgü suç niteliği ve iştirak edenler

TCK 257, özgü suç niteliği taşır. Yani suçu “fail” olarak işleyebilecek kişi, kural olarak yalnızca kamu görevlisidir. Kamu görevlisi olmayan kişiler dosyada tamamen dışarıda kalmaz. Ancak konumları genellikle azmettiren veya yardım eden olarak tartışılır.

Uygulamada bu ayrım şuna dayanır: İşlemi hukuken tesis eden, imzalayan, onaylayan veya görev nedeniyle yapması gereken işi yapmayan kişi kamu görevlisiyse fail olabilir. Dışarıdan baskı kuran, yönlendiren ya da menfaat sağlayan kişi ise çoğu durumda iştirak hükümleri kapsamında değerlendirilir.

Yetki sınırının aşılması ve görev alanı bağlantısı

TCK 257 için davranışın, kamu görevlisinin görev ve yetki alanıyla bağlantılı olması gerekir. Yetkinin tamamen dışında, sırf kişisel ilişkiyle yapılan bir davranış her zaman “görevi kötüye kullanma” olarak nitelendirilmeyebilir. Buna karşılık, görev sırasında veya görevden kaynaklanan nüfuz kullanılarak yapılan işlemler, yetki sınırı aşılmış olsa bile 257 tartışmasını gündeme getirebilir.

Bu yüzden her dosyada önce şu soru netleştirilir: İddia edilen aykırılık, kamu görevlisinin “görev” kapsamında yapabileceği veya yapması gereken bir işten mi doğuyor, yoksa görev dışı bir davranış mı? Bu bağlantı kurulamadığında, suç vasfı ve sorumluluk çerçevesi tamamen değişebilir.

Suçun unsurları: görevin gereklerine aykırılık, kast ve netice

Hukuka aykırılık ve görevin gerekleri ölçütü

TCK 257’de ilk unsur, kamu görevlisinin görevin gereklerine aykırı davranmasıdır. Bu aykırılık, sadece “prosedüre tam uymama” düzeyinde kalmamalı. Somut olayda görev tanımı, yetki sınırı, mevzuat hükümleri, hizmet gerekleri ve kurum içi bağlayıcı talimatlar birlikte değerlendirilir.

Ayrıca madde, “kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında” devreye girer. Yani aynı fiil rüşvet, zimmet, irtikap gibi daha özel bir suçu oluşturuyorsa, çoğu durumda TCK 257 yerine o özel suç üzerinden değerlendirme yapılır. TCK 257’nin bu “tamamlayıcı” niteliği, nitelendirmede kritik bir filtredir.

Manevi unsur: kast ve olası kast tartışmaları

Görevi kötüye kullanma suçu, kural olarak kasten işlenebilir. Failin, görevin gereklerine aykırı hareket ettiğini (veya görevi ihmal ettiğini) bilmesi ve istemesi beklenir. Buna karşılık, sırf dikkatsizlik, bilgi eksikliği, yoğunluk, organizasyon bozukluğu gibi nedenlerle ortaya çıkan hatalarda “kast” tartışması doğrudan belirleyici olur.

Olası kast bakımından ise uygulamada olayın özelliklerine göre tartışmalar görülür. Özellikle kamu zararının veya mağduriyetin doğabileceğini öngörmesine rağmen “olursa olsun” düşüncesiyle hareket edildiği iddia edildiğinde, mahkemeler genellikle somut delil arar. Bu sınır, taksir-kast ayrımının en çok zorlandığı alandır.

Zarar veya haksız menfaat şartı nasıl değerlendirilir?

TCK 257’de çoğu dosyanın düğüm noktası “netice” unsurudur. Aykırı davranışın veya ihmalin, kişilerin mağduriyetine ya da kamunun zararına yol açması veya kişilere haksız menfaat sağlaması gerekir. Bu sonuçlar soyut bırakılmaz. Mağduriyetin hangi hak kaybına dönüştüğü, kamu zararının nasıl hesaplandığı, menfaatin ne şekilde doğduğu açıkça ortaya konulmalıdır.

Örneğin işlem iptal edilmiş olsa bile, süreçte hak kaybı yaşanıp yaşanmadığı, zararın telafi edilip edilmediği, menfaatin fiilen sağlanıp sağlanmadığı gibi ayrıntılar netice değerlendirmesini doğrudan etkiler. Bu nedenle TCK 257 iddiası, çoğu zaman “olay var mı” sorusundan çok “sonuç ve illiyet bağı kurulabiliyor mu” sorusu üzerinde şekillenir.

Hangi hukuki değer korunur ve kamu yararıyla ilişkisi

Kamu yönetimine güven ve idarenin işleyişi

TCK 257’nin koruduğu temel hukuki değer, kamu hizmetinin dürüst, düzenli ve öngörülebilir şekilde yürütülmesidir. Kamu görevlisinin yetkisini mevzuata aykırı kullanması ya da görevini ihmal etmesi, sadece tek bir işlemde sorun doğurmaz. Aynı zamanda idarenin kararlarına duyulan güveni aşındırır ve “kamu hizmeti herkes için eşit mi işliyor?” sorusunu büyütür.

Bu nedenle görevi kötüye kullanma değerlendirmesinde, davranışın kamu hizmetinin işleyişini nasıl etkilediği önem taşır. Kimi dosyalarda zarar küçük görünse bile, süreçte keyfilik, seçicilik veya sistematik ihmal iddiası varsa konu kamu yararıyla doğrudan ilişkilendirilir. Tersi de mümkündür: İdarenin işleyişi içinde, takdir yetkisiyle açıklanabilen veya objektif nedenlere dayanan uygulamalar, sırf eleştiriye açık diye TCK 257 kapsamına sokulmaz.

Birey haklarıyla kesişen durumlar

Görevi kötüye kullanma, çoğu zaman bireylerin temel beklentileriyle kesişir: makul sürede işlem yapılması, eşit muamele, hakkaniyet, başvuruya cevap verilmesi, ruhsat ve izin süreçlerinin objektif yürütülmesi gibi. Özellikle ihmali davranışlarda, vatandaşın hakkını kullanamaması veya gereksiz gecikmeyle karşılaşması “mağduriyet” tartışmasını doğurur.

Burada ince çizgi şudur: Ceza hukuku her idari aksaklığı çözmek için devreye girmez. İdari yargı yolu, disiplin hukuku ve tazminat sorumluluğu gibi mekanizmalar çoğu uyuşmazlıkta daha doğal başvuru alanıdır. TCK 257 ise, görevin gereklerine aykırılık ile birlikte somut mağduriyet, kamu zararı veya haksız menfaat sonucunun ortaya çıktığı ve kastın bulunduğu durumlarda, birey haklarının korunmasına ceza hukuku düzeyinde katkı sağlar.

Soruşturma ve kovuşturmada usul: izin, şikayet ve görevli mahkeme

Soruşturma izni gerekip gerekmediği

TCK 257 iddialarında ilk bakılan konu, eylemin “görev sebebiyle” işlenip işlenmediğidir. Şüpheli memur veya diğer kamu görevlisi, görevi sebebiyle suç işlemekle itham ediliyorsa birçok durumda 4483 sayılı Kanun uyarınca soruşturma izni prosedürü gündeme gelir. Bu sistemde savcılık, kural olarak derhal tam bir soruşturma yürütmek yerine, izin vermeye yetkili merciden izin talep eder ve süreç “ön inceleme” üzerinden ilerler. (mevzuatim.com)

Buna karşılık her kamu görevlisi suçu otomatik olarak izne tabi değildir. Eylemin görevle bağlantısının zayıf olduğu, görev dışı bir fiil niteliği taşıdığı veya kanunun açık istisnalarının bulunduğu hallerde genel hükümlerle doğrudan soruşturma yapılması tartışılabilir. Bu ayrım, dosyanın başında doğru kurulmazsa hem usul hem de delil toplama açısından ciddi sorun doğurur.

Şikayet şartı ve zamanaşımı genel esasları

Görevi kötüye kullanma suçu, uygulamada kural olarak şikayete bağlı olmayan suçlar arasında değerlendirilir. Yani mağdurun vazgeçmesi her zaman dosyayı otomatik kapatmaz. Buna rağmen şikayet, çoğu olayda süreci başlatan pratik tetikleyici olabilir.

Zamanaşımında ise genel ölçüt, suçun kanundaki cezasının üst sınırına göre dava zamanaşımı süresinin belirlenmesidir. Üst sınırı beş yılı geçmeyen hapis cezalarında genel zamanaşımı süresi sekiz yıl olarak düzenlenir. (adaletbiz.com)

Delil türleri ve ispatta öne çıkan noktalar

TCK 257 dosyalarında “olay oldu” demek yetmez. Mahkeme genelde üç noktayı somut delille görmek ister: (1) görev gereklerine aykırılık veya ihmal, (2) kast, (3) mağduriyet, kamu zararı ya da haksız menfaat neticesi ve illiyet bağı. Bu yüzden deliller çoğu zaman teknik ve dosya bazlıdır.

Görev belgeleri, yazışmalar ve tanık beyanları

En belirleyici deliller genellikle görev tanımı ve yetkiyi gösteren belgeler, işlem dosyası, paraf-imza zinciri, iç yazışmalar, tebligat kayıtları, başvuru evrakı, tutanaklar ve elektronik sistem loglarıdır. 4483 sürecinde yapılan ön inceleme raporu ve ekleri de fiilin görevle bağlantısını ve kronolojiyi aydınlatır. (mevzuatim.com)

Tanık beyanları ise tek başına yeterli olmayabilir. Ancak “işin neden yapılmadığı”, “kimin hangi aşamada süreci durdurduğu”, “keyfilik veya seçicilik iddiası” gibi kast ve illiyet bağı tartışmalarında yazılı belgeleri tamamlayan önemli bir rol oynar.

Hapis ve diğer yaptırımlar: ceza miktarı, erteleme ve memuriyete etkisi

TCK 257/1 ve 257/2 ceza aralıkları

Görevi kötüye kullanma suçunda ceza, fiilin icrai mi yoksa ihmali mi olduğuna göre değişir. TCK 257/1 (icrai davranışla göreve aykırılık) için kanunda altı aydan iki yıla kadar hapis öngörülür. TCK 257/2 (ihmal veya gecikmeyle görevin yapılmaması) için ise ceza üç aydan bir yıla kadar hapis aralığındadır. (fatihyasar.av.tr)

Bu aralıklar, somut olayda mağduriyet, kamu zararı veya haksız menfaatin ağırlığına göre temel cezanın belirlenmesinde ve sonrasında uygulanabilecek seçeneklerin değerlendirilmesinde belirleyici olur.

Adli para cezası, erteleme ve HAGB uygulanması

TCK 257’deki ceza üst sınırları nedeniyle uygulamada “hapis cezasının ertelenmesi”, “adli para cezasına çevirme” veya HAGB gibi kurumlar çoğu dosyada tartışma konusu olur. Ancak bu başlıklar, sadece ceza süresine bakılarak otomatik uygulanmaz. Sanığın sabıkası, suçun işleniş biçimi, mahkemenin yeniden suç işlemeyeceği kanaati gibi ölçütler ve güncel mevzuattaki şartlar birlikte değerlendirilir.

Özellikle HAGB konusunda son yıllarda hem yasal değişiklikler hem de Anayasa Mahkemesi kararları nedeniyle uygulama çerçevesi hareketlidir. Bu yüzden “HAGB kesin olur” gibi bir beklentiyle savunma kurgulamak yerine, dosyanın vasfı ve güncel şartlar üzerinden ilerlemek daha sağlıklı olur. (or.av.tr)

Disiplin soruşturması ve ceza yargılaması ilişkisi

Ceza yargılaması ile disiplin süreci aynı olayı konu alsa da amaçları farklıdır. Ceza davasında suçun unsurları ve cezai sorumluluk tartışılırken, disiplin soruşturmasında kamu hizmetinin gereklerine aykırılık ve kurum düzeni yönünden değerlendirme yapılır. Bu nedenle ceza davasının sonucu disiplin sürecini etkileyebilse de her zaman bire bir belirlemez.

Ayrıca mahkumiyet halinde TCK 53 kapsamındaki hak yoksunlukları ve 657 sayılı Kanun m.48’deki memuriyete girişte aranan şartlar pratikte “memuriyete etkisi” tartışmasının merkezindedir. Özellikle kasten işlenen suçlarda mahkumiyetin niteliği ve süresi, kamu görevine devam açısından kritik sonuçlar doğurabilir. (lexpera.com.tr)

Yargıtay yaklaşımı, savunma argümanları ve istisnai haller

Sıklıkla ileri sürülen savunmalar ve mahkeme değerlendirmesi

Görevi kötüye kullanma dosyalarında Yargıtay çizgisinde en çok öne çıkan yaklaşım, TCK 257’nin “her idari aksaklığın ceza davasına dönüşmesi” için kullanılmaması gerektiğidir. Mahkemeler genelde şu sorulara net cevap arar: Somut bir göreve aykırılık veya ihmal var mı? Bu fiil görevle bağlantılı mı? Mağduriyet, kamu zararı veya haksız menfaat açıkça gösterilebiliyor mu? Failin kastı somut delille destekleniyor mu?

Bu yüzden savunmada sık görülen argümanlar, “netice yok” veya “illiyet bağı kurulamaz” ekseninde toplanır. Örneğin mağduriyetin idari yargıda giderildiği, kamu zararının oluşmadığı ya da menfaat iddiasının soyut kaldığı durumlarda suçun unsurlarının oluşmadığı ileri sürülür. Bir diğer yaygın savunma çizgisi, fiilin başka bir suç tipi kapsamında değerlendirilmesinin daha doğru olduğu veya disiplin hukuku alanında kalması gerektiğidir.

İdari hata, takdir yetkisi ve hukuka uygunluk iddiaları

Savunmada “idari hata” ve “takdir yetkisi” ayrımı kritik olur. Her yanlış karar, ceza sorumluluğu doğurmaz. Takdir yetkisi, mevzuatın idareye bıraktığı alanlarda farklı tercihlerin mümkün olabileceğini anlatır. Ancak takdir yetkisi sınırsız değildir. Nesnel gerekçe, eşitlik ve ölçülülükle desteklenmeyen, keyfiliğe kayan işlemler TCK 257 tartışmasını güçlendirebilir.

Hukuka uygunluk iddialarında da pratik ölçüt şudur: Kamu görevlisi, işlemini dayandırdığı yetki ve gerekçeyi dosya üzerinden gösterebiliyor mu? Süreç şeffaf mı? Kararın alınış şekli mevzuatla uyumlu mu? Bu soruların yanıtı, “kasıtlı göreve aykırılık” ile “idari yanlışlık” arasındaki çizgiyi belirler.

Acil durum, zorunluluk ve görevin ifasında özel durumlar

İstisnai hallerde acil durumlar, kamu düzeni ve güvenliği, doğal afet veya ani risk gibi sebeplerle kararların hızla alınması gerekebilir. Bu tür durumlarda savunma, olay anındaki koşulların objektif olarak değerlendirilmesini ister. Özellikle ihmal veya gecikme iddiasında, personel yetersizliği, sistem arızası, yetki karmaşası gibi kurumsal sorunlar somut verilerle ortaya konulursa kast değerlendirmesi değişebilir.

Buna rağmen “yoğunluk vardı” gibi genel açıklamalar tek başına yeterli görülmeyebilir. Mahkemeler çoğu zaman hangi işin neden yapılamadığını, alternatif çözüm imkanlarını ve failin gerçekten elindeki imkanlarla neyi yapabileceğini görmek ister. Bu çerçevede istisnai haller, otomatik bir beraat sebebi değil; somut olayın şartlarına göre kastı, neticeyi ve illiyet bağını etkileyen bir değerlendirme alanıdır.

Danışmanlık

Profesyonel hukuki danışmanlık mı arıyorsunuz?

Avukatistan üzerinden kolayca hukuki danışmanlık talebi oluşturup, sisteme kayıtlı binlerce avukattan teklif alabilirsiniz.

Lütfen unutmayın
  • Avukatistan, avukatlardan alınan hizmetler için herhangi bir ücret ya da komisyon talep etmez.
  • Hizmetlerimiz yalnızca avukatlarla iletişim kurmanıza yardımcı olmak içindir; avukatlar tarafından verilen hizmetlerden Avukatistan sorumlu tutulamaz.