Sözleşme Özgürlüğü Nedir?
Sözleşme özgürlüğü, kişilerin özel hukuk ilişkilerini kendi iradeleriyle kurup şekillendirebilmesini sağlayan temel ilkedir ve günlük hayatta kiradan hizmet alımına, ticari anlaşmalardan üyeliklere kadar her yerde “neyi, kiminle, hangi şartlarla” bağlayıcı hale getireceğinizi belirler. Bu serbesti sadece bedel ve süreyi seçmekten ibaret değildir; sözleşme yapıp yapmama, karşı tarafı seçme, hükümleri pazarlık etme ve sözleşmeyi sona erdirme koşullarını kararlaştırma gibi boyutları vardır. Ancak emredici hükümler, kamu düzeni, ahlak, kişilik hakları ve konunun imkansızlığı gibi sınırlar aşıldığında bazı hükümler geçersiz sayılabilir. En sık yapılan hata, matbu metne yazılan her şartın otomatik olarak geçerli olduğunu sanmaktır.
Sözleşme özgürlüğü ilkesinin anlamı ve temel unsurları
Tarafların sözleşme yapma ve seçme serbestisi
Sözleşme özgürlüğü, en basit haliyle “sözleşme yapıp yapmama” ve “kiminle sözleşme yapacağını seçme” serbestisidir. Bir kişi, kural olarak, bir teklifi kabul etmek zorunda değildir. Aynı şekilde karşı tarafı da seçebilir. Bu sayede taraflar, güven ilişkisine, ticari itibara, ödeme alışkanlıklarına veya hizmet kalitesine göre hareket eder.
Bu serbesti pratikte iki noktada önem kazanır. Birincisi, pazarlık gücü ve risk yönetimidir. Taraf, şartları uygun bulmazsa sözleşmeye hiç girmeyerek riskten kaçınabilir. İkincisi, ilişkiyi doğru kişiyle kurmaktır. Özellikle uzun süreli kira, hizmet ve tedarik ilişkilerinde karşı taraf seçimi, sözleşmenin içeriği kadar belirleyicidir.
Sözleşme içeriğini belirleme serbestisi
Türk Borçlar Kanunu m. 26, tarafların sözleşmenin içeriğini kanunun öngördüğü sınırlar içinde özgürce belirleyebileceğini kabul eder. Bu, bedel, süre, ifa yeri, teminat, cezai şart, fesih şartları gibi hükümlerin taraflarca düzenlenebilmesi anlamına gelir. Taraflar sadece “kanunda yazanı” tekrar etmek zorunda değildir. Kanunun emredici sınırlarına takılmadıkça, ihtiyaçlarına uygun bir sözleşme kurgulayabilirler.
Buradaki kritik ayrım şudur: Bazı hükümler tamamlayıcıdır ve taraflar aksini kararlaştırabilir. Bazıları ise emredicidir ve sözleşmeyle değiştirilemez. Uygulamada birçok uyuşmazlık, bu ayrım gözden kaçırıldığı için doğar.
Şekil, tür ve taraf serbestisi sınırları
Sözleşme özgürlüğü geniştir ama sınırsız değildir. İlk sınır “şekil” alanında görülür. TBK m. 12’ye göre sözleşmeler kural olarak şekle bağlı değildir; ancak kanun bazı işlemler için yazılı veya resmi şekil şartı öngörebilir. Bu şartlara uyulmazsa, sözleşme çoğu durumda baştan itibaren geçersiz hale gelir.
İkinci sınır “tür ve içerik” tarafında ortaya çıkar. Taraflar diledikleri karma modeli kurabilse de, emredici kurallara, kamu düzenine, ahlaka ve kişilik haklarına aykırı hükümler geçerlilik sorunu doğurur. Son olarak taraf serbestisi de mutlak değildir: Özellikle bazı sektörlerde lisans, yetki belgesi, temsil yetkisi gibi kurallar, kimlerin hangi sözleşmeleri yapabileceğini fiilen sınırlandırabilir.
Sözleşme özgürlüğü hangi durumlarda sınırlandırılır?
Emredici hükümler ve kamu düzeni
Sözleşme özgürlüğünün en güçlü sınırı emredici hukuk kurallarıdır. Taraflar, “anlaştık” diyerek kanunun kesin biçimde yasakladığı veya belirli bir düzeni korumak için zorunlu tuttuğu hükümleri bertaraf edemez. Örneğin iş hukuku, tüketici hukuku, kira ilişkileri ve faiz sınırlamalarına dair bazı düzenlemeler, zayıf tarafı korumak ve piyasa düzenini sağlamak için emredici nitelik taşır.
Bunun yanında kamu düzeni ölçütü devreye girer. Kamu düzeni, toplumun temel hukuk ve ahlak anlayışını, ekonomik ve sosyal düzenini koruyan çerçeveyi ifade eder. Bir sözleşme, dışarıdan bakıldığında iki taraf arasında gibi görünse de sonucu itibarıyla bu temel düzeni zedeliyorsa sınırlanabilir. Uygulamada bu değerlendirme çoğu zaman somut olaya göre yapılır.
Ahlaka aykırılık ve kişilik hakları
Sözleşme serbestisi, ahlaka aykırı amaç ve edimleri meşrulaştırmaz. Ahlaka aykırılık, yalnızca “rahatsız edici” şartlar değil, toplumun genel değer yargılarıyla açık çatışma anlamına gelir. Aynı şekilde kişilik hakları da sözleşmeyle sınırsız biçimde devredilemez veya vazgeçilemez. Kişinin onurunu, özel hayatını, beden bütünlüğünü veya temel özgürlük alanını aşırı derecede sınırlayan hükümler geçerlilik sorunu doğurabilir.
Bu başlık, özellikle uzun süreli hizmet sözleşmelerinde, rekabet ve gizlilik hükümlerinde, sosyal medya içerik üretimi veya reklam işbirliklerinde sık gündeme gelir.
İmkansızlık, muvazaa ve irade sakatlıkları
Sözleşmenin konusu başlangıçtan itibaren imkansız ise, taraflar ne kadar ayrıntılı yazarsa yazsın ortaya geçerli bir borç ilişkisi çıkmaz. Burada “sonradan zorlaşma” ile “başlangıçtan imkansızlık” karıştırılmamalıdır; ikisi farklı hukuki sonuçlar doğurur.
Bir diğer sınır muvazaadır. Taraflar üçüncü kişileri aldatmak amacıyla görünürde bir sözleşme yapıp gerçekte başka bir irade taşıyorsa, görünen işlem korunmaz. Son olarak irade sakatlıkları (hata, hile, korkutma) sözleşmenin “özgür iradeyle” kurulmadığı durumları ifade eder. Bu hallerde sözleşme, şartlarına göre iptal edilebilir hale gelebilir ve uyuşmazlık çoğu zaman ispat ve süre meselelerinde düğümlenir.
Türk Borçlar Kanunu m. 27 kapsamında geçersizlik ve sonuçları
Kesin hükümsüzlük ile kısmi hükümsüzlük farkı
TBK m. 27, sözleşme özgürlüğünün “kırmızı çizgisini” çizer: emredici hükümlere, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı olan veya konusu imkansız sözleşmeler kesin hükümsüz sayılır. Kesin hükümsüzlükte sorun, sonradan ortaya çıkan bir eksiklik değil; sözleşmenin daha baştan hukuken ayakta duramamasıdır. Bu yüzden tarafların sonradan “kabul etmesi” veya “onaylaması” çoğu durumda geçersizliği kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
Kısmi hükümsüzlük ise aynı maddenin ikinci cümlesiyle ilgilidir. Sözleşmede sadece bazı hükümler sakatsa, kural olarak sözleşmenin geri kalanı yürürlükte kalır. Ancak o geçersiz hüküm(ler) olmadan sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılıyorsa, bu kez sözleşmenin tamamı kesin hükümsüz hale gelir. Uygulamada bu değerlendirme, sözleşmenin amacı, tarafların pazarlık süreci ve ilgili hükmün “olmazsa olmaz” niteliği dikkate alınarak yapılır.
Geçersiz sözleşmede iade ve sebepsiz zenginleşme
Geçersizlikte emredici kuralın rolü
Sözleşme kesin hükümsüz olunca, tarafların yaptıkları ödemeler veya teslimler “geçerli bir sözleşme borcu”na dayanmaz. Bu noktada iade talepleri çoğu zaman sebepsiz zenginleşme hükümlerine (özellikle TBK m. 77 ve devamı) dayanır. Basit örnekle, geçersiz bir sözleşme nedeniyle para ödenmişse, karşı tarafın malvarlığında haklı bir sebep olmadan artış doğduğu ölçüde iade gündeme gelir.
Burada emredici kuralın ihlali iki açıdan belirleyicidir. Birincisi, hangi hükmün neden geçersiz olduğunu netleştirir ve kısmi mi tam mı hükümsüzlük olacağını etkiler. İkincisi, iade bakımından “her durumda otomatik geri alma” beklentisini sınırlar: Özellikle hukuka veya ahlaka aykırı bir amaca bilerek hizmet eden kazandırmalarda, TBK m. 81 kapsamında iadenin istenememesi gibi istisnai sonuçlar da tartışma konusu olabilir. Bu nedenle geçersizlik iddiasında, hem sözleşmenin sakatlığı hem de yapılan ifanın amacı birlikte değerlendirilmelidir.
Tarihsel gelişim: klasik liberal yaklaşımdan modern sınırlara
Sanayi toplumunda sözleşme serbestisinin yükselişi
Sözleşme özgürlüğü fikri, klasik liberal düşüncenin “bireyin iradesi” merkezli yaklaşımıyla güç kazandı. Sanayi toplumuna geçişle birlikte mal ve hizmet üretimi arttı, ticaret hızlandı ve sözleşme, ekonomik hayatın temel aracı haline geldi. Bu dönemde hukukun öncelikli hedefi, öngörülebilirliği ve işlem güvenliğini sağlamaktı. Tarafların eşit pazarlık gücüne sahip olduğu varsayımı, sözleşme serbestisini geniş yorumlayan anlayışı besledi.
Bu yaklaşım, özellikle ticari ilişkilerde standardizasyonu ve hızlı işlem yapmayı kolaylaştırdı. Ancak aynı hız, matbu sözleşmelerin yaygınlaşmasıyla “şartları gerçekten müzakere ettik mi?” sorusunu da büyüttü.
Sosyal devlet ve zayıf tarafın korunması etkisi
Zamanla “taraflar her zaman eşit değildir” gerçeği daha görünür hale geldi. İşçi, tüketici ve kiracı gibi tarafların pazarlık gücü çoğu ilişkide sınırlıdır. Sosyal devlet anlayışının güçlenmesiyle hukuk, sadece sözleşmeyi ayakta tutmaya değil, zayıf tarafı korumaya da odaklandı. Bu da sözleşme özgürlüğünü, emredici hükümler, haksız şart denetimi ve kamu düzeni gibi araçlarla daha sık sınırlandırdı.
Bugün Türkiye’de 2026 itibarıyla uygulama, sözleşme serbestisini tamamen reddetmez; ancak “serbestinin adil sınırları” fikrini daha belirgin şekilde kabul eder. Özellikle standart sözleşme koşulları ve tüketici işlemlerinde bu yaklaşım net şekilde görülür.
Emsal kararların düşünceye katkısı
Mevzuat kadar yargı kararları da sözleşme özgürlüğünün sınırlarını somutlaştırır. Mahkemeler, soyut kavramları (kamu düzeni, ahlaka aykırılık, kişilik hakları, dürüstlük kuralı) dosyanın şartlarına göre değerlendirerek, hangi sözleşme hükmünün ne ölçüde geçerli olduğunu belirler. Bu “somut olay adaleti” yaklaşımı, taraflara şu mesajı verir: Sözleşme metninde yazan her şey otomatik olarak korunmaz; hükmün amacı, etkisi ve taraflar arasındaki denge de önemlidir.
Ekonomi ve rekabet açısından sözleşme özgürlüğünün etkileri
Piyasada etkinlik, risk paylaşımı ve öngörülebilirlik
Sözleşme özgürlüğü, ekonomik hayatın “hızlı çalışma” mekanizmasıdır. Taraflar bedeli, teslim tarihini, garanti ve sorumluluk sınırlarını, cezai şartı ve fesih koşullarını açıkça yazdığında öngörülebilirlik artar. Bu da planlama yapmayı kolaylaştırır. Şirketler stok, nakit akışı ve tedarik zinciri risklerini daha iyi yönetir.
Aynı zamanda sözleşme, risk paylaşımı için pratik bir araçtır. Döviz, faiz, gecikme, ayıp, mücbir sebep gibi risklerin kimde kalacağı netleştiğinde uyuşmazlık ihtimali azalır. Piyasa açısından bu netlik, işlem maliyetlerini düşürür ve yatırım iştahını destekler.
Asimetrik pazarlık gücü ve sözleşme adaleti tartışması
Teoride iki taraf da “özgür irade” ile masaya oturur. Pratikte ise pazarlık gücü çoğu zaman eşit değildir. Büyük şirket ile küçük tedarikçi, işveren ile işçi, platform ile kullanıcı arasında asimetrik pazarlık gücü oluşabilir. Bu durumda sözleşme özgürlüğü, zayıf taraf için gerçek bir özgürlük olmaktan çıkıp “dayatılan şartları kabul” sürecine dönüşebilir.
Bu nedenle modern hukuk, sözleşme adaletini sadece imza ile ölçmez. Standart sözleşme koşulları, haksız şart denetimi, dürüstlük kuralı ve emredici hükümler gibi mekanizmalar, serbestiyi tamamen kaldırmadan denge kurmayı hedefler.
Rekabeti kısıtlayan hükümler ve müdahale gerekçeleri
Sözleşme özgürlüğünün en kritik sınırlarından biri rekabetin korunmasıdır. Taraflar, ticari çıkarlarını korumak için rekabet yasağı, münhasırlık, bölge-müşteri kısıtlaması, yeniden satış fiyatına müdahale gibi hükümler yazabilir. Ancak bu tür hükümler piyasada rakiplerin dışlanmasına, fiyatların yapay biçimde yükselmesine veya tüketici seçeneklerinin azalmasına yol açıyorsa, müdahale gerekçesi doğar.
Türkiye’de rekabet hukuku perspektifinden temel risk şudur: Sözleşme, iki şirket arasında olsa bile etkisi pazara yayılıyorsa, “özel anlaşma” olmaktan çıkıp rekabet düzenini ilgilendiren bir konu haline gelir. Bu yüzden özellikle uzun süreli münhasırlıklar ve kapsamı geniş rekabet yasaklarında, amaç ile etki arasındaki dengeyi iyi kurmak gerekir.
Güncel uygulama alanları: tüketici, iş ilişkileri ve dijital platform sözleşmeleri
Standart sözleşme koşulları ve haksız şart denetimi
Günlük hayatta sözleşmelerin önemli bir kısmı “oku ve kabul et” mantığıyla kurulur. Banka sözleşmeleri, üyelikler, abonelikler, kargo ve servis formları buna örnektir. Bu tür metinlerde taraflar çoğu zaman her hükmü tek tek müzakere etmez.
Hukuk ise bu alanı tamamen serbest bırakmaz. Standart sözleşme koşullarında, özellikle tüketici aleyhine dengesizlik yaratan hükümler “haksız şart” denetimine takılabilir. En sık sorun çıkaran başlıklar; tek taraflı fiyat değişikliği, cezai şartın orantısızlığı, tüketicinin temel haklarını fiilen kullanamaz hale getiren prosedürler ve uyuşmazlıkta tüketiciyi aşırı zorlayan yetki-yer hükümleridir.
İş sözleşmelerinde koruyucu hükümler
İş ilişkilerinde sözleşme özgürlüğü daha dar yorumlanır. Çünkü işçi, çoğu zaman ekonomik olarak işverene bağlıdır ve pazarlık gücü sınırlıdır. Bu nedenle ücret, çalışma süreleri, dinlenme ve izin hakları, fesih ve tazminat rejimi gibi alanlarda emredici kurallar güçlüdür.
Uygulamada “işçi kabul etti” denilerek, asgari koruma standartlarının altına inen hükümlerle güvence sağlanamaz. İşveren açısından da risk şudur: Kağıt üzerinde sorun çözmek için eklenen bir madde, uyuşmazlık çıktığında geçersiz sayılabilir ve dosyanın aleyhe büyümesine neden olabilir.
Dijital platformlarda kullanım şartları ve zorunlu kurallar
Dijital platformların kullanım şartları genellikle uzun ve teknik metinlerdir. Ancak bu metinler, tüketici işlemi niteliği taşıyorsa tüketici mevzuatına; kişisel veri işleniyorsa Kişisel Verileri Koruma Kurumu rehberliğindeki KVKK yükümlülüklerine; uzaktan satış yapılıyorsa da mesafeli sözleşme kurallarına tabidir.
Özellikle e-ticarette ön bilgilendirme, cayma hakkı, bedel iadesi ve aracı hizmet sağlayıcının sorumlulukları pratikte kritik hale gelir. Bu konuların genel çerçevesi, mesafeli sözleşmeler hakkında bilgilendirme metninde açık biçimde özetlenir. Platform şartları yazılırken, “kullanıcı kabul etti” yaklaşımı yerine zorunlu kurallarla uyum hedeflenmelidir.
Profesyonel hukuki danışmanlık mı arıyorsunuz?
Avukatistan üzerinden kolayca hukuki danışmanlık talebi oluşturup, sisteme kayıtlı binlerce avukattan teklif alabilirsiniz.
- Avukatistan, avukatlardan alınan hizmetler için herhangi bir ücret ya da komisyon talep etmez.
- Hizmetlerimiz yalnızca avukatlarla iletişim kurmanıza yardımcı olmak içindir; avukatlar tarafından verilen hizmetlerden Avukatistan sorumlu tutulamaz.