Toggle sidebar
Açık Hesap Anlaşması Nedir?

Açık Hesap Anlaşması Nedir?

17 dakika

Açık hesap anlaşması, tedarikçinin mal veya hizmeti şimdi teslim edip bedeli belirlenen vade sonunda ya da dönemsel olarak tahsil ettiği, borç-alacak kalemlerinin tek bir bakiyede izlendiği ticari çalışma biçimidir. Doğru kurgulanmadığında nakit akışını zorlar ve tahsilat riskini büyütür; bu yüzden vade, ödeme günü, iade/iskonto kuralları ve varsa vade farkı en baştan net olmalıdır. Pratikte çoğu firma bunu cari hesap üzerinden yürütür; düzenli mutabakat, fatura ve irsaliye eşleştirmesi, ayrıca kredi limiti veya teminat gibi sınırlar hesabı yönetilebilir kılar. En sık sorun, kısmi ödemelerin hangi borca sayılacağının yazılmamasıyla bakiyenin sessizce şişmesi ve tarafların aynı ekstreye bakmamasıdır.

Açık hesap (mal mukabili, open account) ödeme şekli ne demektir?

Açık hesap ile peşin satış arasındaki temel fark

Açık hesap, satıcının malı veya hizmeti teslim ettikten sonra, alıcının bedeli sözleşmede belirlenen vadede ödemesidir. Dış ticarette bu yöntem genelde “mal mukabili” veya “open account” diye anılır. Tipik akış şudur: sipariş ve fiyat netleşir, sevkiyat yapılır, fatura ve sevk evrakı alıcıya iletilir, ödeme vade tarihinde banka havalesi gibi bir yöntemle yapılır. Taraflar çoğu zaman her faturayı tek tek kapatmak yerine, dönem sonlarında bir “hesap ekstresi” üzerinden bakiyeyi görür ve mutabakat yapar.

Peşin satışta ise para, maldan önce hareket eder. Alıcı ödeme yapmadan sevkiyat başlamaz veya teslim gerçekleşmez. Bu yüzden peşin satış, satıcı açısından daha güvenli; alıcı açısından ise “önce para, sonra teslim” riski taşıyan bir modeldir.

Özetle fark, nakit ve teslimat sırasındadır: açık hesapta önce teslimat sonra tahsilat; peşinde önce tahsilat sonra teslimat.

Hangi taraf için risk daha yüksektir?

Açık hesapta risk genelde satıcıda (ihracatçıda) daha yüksektir. Çünkü satıcı malı teslim ettiği halde, alıcının vadede ödeme yapmaması, geciktirmesi veya itiraz ileri sürmesi ihtimali vardır. Bu risk sadece “ödememe” değildir. Kur dalgalanması, alıcının bulunduğu ülkeye ilişkin transfer kısıtları, uzun tahsilat zinciri ve uyuşmazlık halinde delil ve takip yükü de satıcı tarafında birikir.

Alıcı (ithalatçı) için risk görece düşüktür ama sıfır değildir. Malın geç gelmesi, ayıplı çıkması, sözleşmeye aykırı teslim gibi durumlarda alıcı operasyonel ve ticari kayıp yaşayabilir. Ayrıca haksız gecikme halinde temerrüt faizi, masraf ve dava riski de alıcı açısından gündeme gelir. Bu nedenle açık hesap, güven ilişkisi olan ve süreçleri oturmuş ticari ilişkilerde daha sağlıklı çalışır.

Açık hesap ödemede süreç nasıl işler, kim ne yapar?

Sipariş ve sözleşmede ödeme şartı

Açık hesap ödemede süreç, aslında “teslim ve belge düzeni” ile “vade ve tahsilat disiplini”nin birlikte yönetilmesidir. İlk adımda alıcı siparişini verir; satıcı ise teklifi, teslim tarihini ve fiyatı netleştirir. Ardından sipariş teyidi veya satış sözleşmesi içinde ödeme şartı açıkça yazılır: vade kaç gün, vade hangi tarihten itibaren başlar (fatura tarihi mi, sevk tarihi mi, teslim tarihi mi), ödeme hangi para birimiyle ve hangi yöntemle yapılır (havale/EFT, SWIFT, vb.).

Uygulamada en çok uyuşmazlık çıkaran nokta, vadeyi “30 gün” diye yazıp başlangıcı söylememektir. Bu yüzden “fatura tarihinden itibaren 30 gün” gibi net bir formül tercih edilir. Ayrıca kısmi ödeme ihtimali, gecikme halinde uygulanacak faiz/masraf ve itiraz süresi gibi çerçeveler de bu aşamada belirlenirse açık hesap daha yönetilebilir olur.

Sevkiyat ve evrakların alıcıya iletilmesi

Sözleşme kurulduktan sonra satıcı üretim ve hazırlığı tamamlar, sevkiyatı yapar ve ticari evrakı düzenler. Temel belgeler genelde ticari fatura ve sevk irsaliyesidir. Taşıma türüne göre taşıma belgesi (örneğin karayolunda CMR, denizyolunda konşimento gibi) da dosyaya girer. İhracat işleminde gümrük beyanı ve bazı durumlarda menşe/dolaşım belgeleri gibi ek evraklar da gündeme gelebilir.

Açık hesapta kritik nokta şudur: Akreditifte olduğu gibi “bankaya ibraz” mantığı yoktur. Evraklar, alıcının malı çekmesi ve iç süreçlerini tamamlaması için çoğunlukla doğrudan alıcıya veya lojistik zincirde ilgili tarafa iletilir. Bu yüzden satıcı, sevkiyat ve evrak gönderimini ispatlayabilecek şekilde kayıt altına almalıdır.

Vade sonu ödeme ve mutabakat

Vade yaklaşınca satıcı, ilgili fatura/ekstreyi alıcıyla paylaşır ve ödeme planını teyit eder. Alıcı tarafında ise ödeme talimatı hazırlanır ve banka transferiyle tahsilat yapılır. Ödeme geldiğinde satıcı, ödemenin hangi faturalara mahsup edildiğini kontrol eder ve bakiyeyi günceller.

Açık hesapta düzenli mutabakat şarttır. Aylık veya çeyreklik dönemlerde cari hesap ekstresi üzerinden borç-alacak kalemleri karşılaştırılır, iade/iskonto farkları temizlenir, itiraz varsa yazılı olarak netleştirilir. Bu rutin oturmadığında, sorun genelde “vade geçti” anında değil, aylar sonra biriken bakiye tartışmaya dönüştüğünde görünür.

Açık hesap anlaşmasında ödeme maddesi nasıl yazılmalı?

Vade, para birimi ve ödeme yöntemi netliği

Açık hesap anlaşmasında ödeme maddesi, “ne zaman, neyle, nereye, hangi tutar” sorularını tartışmasız kapatmalıdır. En pratik yaklaşım, vadeyi sadece “30 gün” diye bırakmamak ve başlangıç noktasını yazmaktır. Örneğin fatura tarihinden mi, sevk tarihinden mi, teslim tarihinden mi sayılacak? Vade “kesin gün” mü, yoksa “ayın 15’i” gibi dönemsel mi?

Şu unsurlar net olursa açık hesap tahsilatı kolaylaşır:

  • Para birimi (TRY, USD, EUR) ve gerekiyorsa “aynen ödeme” iradesi.
  • KDV, navlun, sigorta, gümrük gibi kalemlerin fiyata dahil olup olmadığı.
  • Ödeme yöntemi (havale/EFT, SWIFT) ve alıcı-satıcı banka bilgileri.
  • Ödemenin “satıcı hesabına geçtiği tarih” esas alınacak mı, talimat tarihi mi?

Dış ticarette SWIFT masraflarında “OUR/SHA/BEN” gibi paylaşım kodu yazılmadığında, masraf düşülerek eksik ödeme ihtimali doğar. Bu yüzden masrafı kimin üstleneceği de ödeme maddesinin parçası olmalıdır.

Kısmi ödeme, mahsup ve masraf paylaşımı

Açık hesapta kısmi ödeme çok yaygındır. Bu nedenle “kısmi ödemeye izin var mı, varsa asgari tutar var mı” sorusu kadar, mahsup kuralı da önemlidir. Borçlu, ödeme sırasında hangi faturaya ödeme yaptığını belirtmezse cari hesapta karışıklık çıkar. Bu durum özellikle aynı anda birden fazla fatura varken bakiyeyi tartışmalı hale getirir.

Sözleşmede, kısmi ödemenin hangi borca sayılacağı (örneğin en eski muaccel faturadan başlayarak) ve iade/iskonto/prim gibi kalemlerin bakiyeden nasıl düşüleceği yazılmalıdır. Banka masrafları, aracı banka kesintileri, tahsilat masrafları ve vergisel giderlerin kimde kalacağı da ayrıca belirlenmelidir.

İtiraz, ayıp bildirimi ve uyuşmazlık çözümü

Gecikme faizi ve temerrüt şartları

Ödeme maddesinde, vade geçerse borcun temerrüde düşeceği açıkça yazılmalı ve temerrüdün sonuçları belirlenmelidir. Ticari işlerde faiz oranı taraflarca serbestçe kararlaştırılabilir. Ancak bileşik faiz gibi uygulamalar her durumda geçerli değildir. Bu yüzden “temerrüt faizi”, “vade farkı”, “cezai şart” kavramları birbirine karıştırılmadan ayrı ayrı düzenlenmelidir. Sözleşmede oran belirlenmezse 3095 sayılı Kanun kapsamındaki yasal çerçeve devreye girebilir. Dövizli borçlarda faiz uygulaması ayrıca özellik gösterebilir.

Bu başlığın devamında, itiraz ve uyuşmazlık yönetimi de yazılmalıdır. Örneğin faturaya itirazın süresi ve şekli, açık hesap ilişkisinde kritik bir kontrol noktasıdır. Tacirler arasında faturanın içeriğine belirli süre içinde itiraz edilmemesi, sonradan itirazı zorlaştırabilir. Malın ayıplı olması iddiasında ise ticari satışlarda alıcının, ayıp açıkça belli ise kısa süre içinde; açıkça belli değilse teslimden sonra inceleme yapıp yine kısa sürelerde ihbar yükümlülüğü doğabilir. Bu süreler ve ihbar kanalı (KEP, iadeli taahhütlü mektup gibi ispatı güçlü yollar) sözleşmede netleştirilirse risk azalır.

Uyuşmazlık çözümünde, görevli ve yetkili mahkeme ile uygulanacak hukuk seçilmeli; para alacağına ilişkin ticari uyuşmazlıklarda dava açmadan önce arabuluculuğa başvuru gerekeceği unutulmamalıdır. Ayrıca gecikmede ihtarların hangi yöntemle yapılacağı ve bildirim adresleri de ödeme maddesiyle birlikte düzenlenmelidir.

Açık hesabın ihracatçı ve ithalatçı için avantajları ve dezavantajları

İhracatçı için faydalar ve riskler

Açık hesap (mal mukabili) satışın ihracatçıya en büyük faydası, pazarda rekabet avantajı yaratmasıdır. Alıcı için “önce teslim, sonra ödeme” konforu sağlandığı için yeni müşteri kazanmak, büyük alıcılarla çalışmak ve sipariş hacmini büyütmek kolaylaşabilir. Süreç, akreditif gibi yöntemlere göre daha az bankacılık prosedürü içerdiğinden operasyonel akış da çoğu zaman daha hızlı ilerler.

Dezavantaj tarafı ise nettir: ihracatçı, malı sevk ettikten sonra tahsilat için alıcının ödeme disiplinine ve finansal gücüne daha çok bağımlı hale gelir. Gecikme veya hiç ödeme yapılmaması riski yanında şunlar da sık görülür:

  • Nakit akışı baskısı ve tahsilat süresinin uzaması.
  • Dövizli işlemlerde kur riski ve alıcının ülkesi kaynaklı transfer gecikmeleri.
  • İtiraz, iade, mahsup tartışmaları nedeniyle bakiyenin “kapanmaması”.
  • Delil ve takip yükünün satıcıda toplanması (fatura, sevk, teslim ispatı gibi).

Bu yüzden ihracatçı açısından açık hesap, genelde kredi limiti, düzenli mutabakat ve gerektiğinde teminatla birlikte düşünülür.

İthalatçı için faydalar ve riskler

İthalatçı için açık hesabın temel faydası finansman kolaylığıdır. Alıcı, ürün eline geçtikten sonra ödeme yaptığı için işletme sermayesini daha verimli yönetebilir. Ayrıca akreditif açma gibi bankacılık masrafları ve süreçleri azalabilir. Pratikte alıcı, malı teslim alıp kontrol ettikten sonra ödeme yapabildiği için kalite ve miktar doğrulaması açısından da avantaj hisseder.

Buna karşılık ithalatçı için risk, tamamen ortadan kalkmaz. Sözleşmeye aykırı gecikme halinde temerrüt faizi ve masraf doğabilir. Düzenli ödeme yapılmazsa tedarik zinciri bozulabilir, satıcı sevkiyatı durdurabilir veya fiyat ve vade koşullarını sertleştirebilir. Ayrıca açık hesap ilişkisinde itirazların geç yapılması, sonradan hak aramayı zorlaştırabileceği için alıcının da iç kontrol ve yazılı bildirim disiplinine ihtiyacı vardır.

Mal mukabili satışta riskleri azaltmanın yolları nelerdir?

Kredi sigortası ne zaman mantıklı olur?

Mal mukabili (açık hesap) satışta en temel risk, vadede tahsilatın gecikmesi veya hiç gelmemesidir. Kredi sigortası, bu riski sistematik biçimde yönetmek isteyen ihracatçı için mantıklıdır. Özellikle şu durumlarda daha çok tercih edilir: yeni müşteriyle ilk satışlar, yüksek tutarlı ve sık sevkiyatlar, alıcı ülkesinde politik veya transfer kaynaklı belirsizlikler, tek bir alıcıya yüksek bağımlılık.

Kredi sigortası “her şeyi çözen” bir kalkan değildir. Limit, alıcı bazında tanımlanır ve çoğu üründe ihbar, evrak, vade aşımı gibi uyulması gereken kurallar vardır. Buna rağmen düzenli açık hesap çalışan firmalarda, kredi limiti ve sevkiyat disipliniyle birlikte kullanıldığında tahsilat stresini belirgin azaltır.

Standby akreditif ve banka teminatı ne zaman tercih edilir?

Açık hesapta riski azaltmanın bir diğer yolu, alıcıdan banka kaynaklı bir güvence almaktır. Burada iki sık enstrüman öne çıkar:

  • Standby akreditif (SBLC): Temelde bir “ödenmezse devreye giren” banka taahhüdü gibi çalışır. Düzenli sevkiyat var ama alıcı kredi sigortasına uygun değilse, ya da ülke riski yüksekse tercih edilebilir.
  • Banka teminatı / teminat mektubu: Taraflar arasındaki güç dengesi ve pazarlık kabiliyeti uygunsa, belirli bir limit için ek güvence sağlar.

Bu araçlar genelde, “alıcıyla çalışmak istiyorum ama tamamen teminatsız açık hesap istemiyorum” noktasında ara çözüm olur. Metnin (tetik şartları, vade, tutar, kısmi ödeme, itiraz) iyi yazılması kritik olduğu için, bankanın verdiği metin otomatik olarak yeterli kabul edilmemelidir.

Faktoring ve tahsilat finansmanı hangi durumda kullanılır?

Faktoring ve benzeri tahsilat finansmanı çözümleri, açık hesap satıştan doğan alacakların nakde çevrilmesi için kullanılır. İki tip ihtiyaca iyi gelir: (1) tahsilat 60-90 gün gibi vadelerde uzuyor ve işletme sermayesi sıkışıyorsa, (2) alacak takibini profesyonel bir düzene oturtmak isteniyorsa.

Ancak maliyeti, alıcı kalitesi ve evrak düzeni belirler. Fatura, sevk ve teslim ispatı zayıfsa, faktoring süreci de zorlaşır. Bu yüzden faktoringi “son dakika çözümü” değil, açık hesabın baştan kurgulanmış bir parçası olarak planlamak daha sağlıklıdır.

Açık hesapta vade ve kur riski nasıl yönetilir?

Vade belirlerken teslim ve tahsilat süreleri

Açık hesapta “vade” tek başına bir sayı değildir. Teslimatın fiili süresi ve tahsilatın bankacılık süresiyle birlikte düşünülmelidir. Sağlıklı bir vade planı için önce şu süreleri masaya koyun: üretim ve hazırlık, iç sevkiyat, gümrükleme, uluslararası taşıma, varış ülkesi işlemleri, alıcının mal kabul ve fatura onay süreci, banka transfer süresi.

Pratik bir kural: Vade, satıcının nakit döngüsünü kilitlemeyecek kadar kısa; alıcının operasyonel akışını boğmayacak kadar gerçekçi olmalıdır. Düzenli sevkiyatlarda “her sevkiyata ayrı vade” yerine, haftalık veya aylık kesim ve belirli bir ödeme günü (örneğin ayın 15’i ve 30’u) daha az uyuşmazlık çıkarır. Ayrıca kredi limiti ve sevkiyat durdurma eşiği belirlemek, vade uzadığında zararı büyütmeden müdahale imkanı verir.

Kur sabitleme, endeksleme ve vade farkı uygulamaları

Kur riski yönetiminde ilk karar, fiyatın hangi para biriminden belirleneceğidir. Dövizle fiyatlama, satıcıyı kur düşüşüne karşı koruyabilir; alıcıyı ise ödeme günündeki kur artışına açık bırakabilir. TRY fiyatlama ise satıcı açısından kur artışında erime riski taşır.

Bu riski azaltmak için sözleşmede şu seçenekler net yazılabilir: kur sabitleme (belirli bir tarih kuru), belirli bir referans kura endeksleme, erken ödeme indirimi, geç ödeme halinde vade farkı veya finansman maliyeti. Kur ve faiz dilinin karışmaması önemlidir. “Vade farkı” ticari bir fiyat unsuru olarak kurgulanabilir; “temerrüt faizi” ise vade aşıldığında devreye giren gecikme sonucudur.

Gecikme ve kısmi tahsilatta muhasebe yaklaşımı

Gecikme ve kısmi tahsilatta en kritik konu, ödemenin hangi faturaya mahsup edildiğinin yazılı olarak izlenmesidir. Aksi halde cari hesap bakiyesi büyürken, tarafların aynı kalemleri konuşması zorlaşır. Kısmi ödemelerde “en eski muaccel borçtan başlayarak mahsup” gibi bir kural belirlemek ve dekont açıklamalarını standartlaştırmak işinizi kolaylaştırır.

Muhasebe tarafında ise dövizli alacaklarda dönem sonu değerleme ve kur farklarının doğru ayrıştırılması gerekir. Tahsilat gecikiyorsa, iç raporlamada “vade yaşlandırması” (aging) ile riskli alacakları erken görünür kılmak; ihtilaflı kalemleri ayrı takip etmek ve gerektiğinde şüpheli alacak sürecini zamanında değerlendirmek, açık hesap düzenini korur.

Açık hesap diğer dış ticaret ödeme şekilleriyle nasıl karşılaştırılır?

Peşin, açık hesap, vesaik mukabili ve akreditif özet karşılaştırma

Peşin ödeme, açık hesap, vesaik mukabili ve akreditif arasındaki temel fark, paranın ne zaman ödendiği ve bankanın rolüdür.

Peşin (advance payment) yönteminde alıcı önce öder, satıcı sonra sevk eder. Satıcı tahsilat riskini azaltır. Alıcı ise teslimat ve uygunluk riskini daha fazla taşır.

Açık hesap (mal mukabili, open account) yönteminde satıcı önce sevk eder, alıcı vadede öder. Alıcı için finansman avantajı yüksektir. Satıcı için tahsilat, gecikme ve ülke riski daha belirgindir.

Vesaik mukabili (documentary collection) yönteminde satıcı, sevk evrakını bankalar aracılığıyla alıcıya belirli bir şartla verir. En yaygın şekiller “vesaik mukabili ödeme” (belge karşılığı ödeme) ve “vesaik mukabili kabul”dür. Bankalar burada genelde tahsilata aracılık eder; ödeme garantisi vermez. Risk, açık hesaba göre bir miktar kontrol edilir; akreditife göre daha sınırlı koruma sağlar.

Akreditif (letter of credit) yönteminde banka, belirli belgeler ibraz edilirse ödeme yapmayı taahhüt eder. Satıcı için tahsilat güvenliği genelde daha yüksektir. Buna karşılık maliyet ve evrak uyumu yükü artar. Ayrıca akreditifte risk “mal”dan çok “belge” üzerinden yönetildiği için, belge uyumsuzluğu tahsilatı zorlaştırabilir.

Hangi durumda hangi yöntem daha uygun olur?

Tek bir “en iyi” ödeme şekli yoktur. Seçim, ilişki düzeyi ve pazarlık gücüyle birlikte risk iştahına göre yapılır.

  • Yeni müşteri, yüksek tutar, riskli ülke veya uzun vade varsa: çoğu durumda akreditif veya teminatlı yapı daha uygundur.
  • Yerleşik ilişki, düzenli sevkiyat, güçlü alıcı ve hızlı operasyon varsa: açık hesap pratik ve rekabetçi olabilir.
  • Orta düzey güven, sevk evrakı kontrolü ihtiyacı ve akreditif maliyetinden kaçınma hedefi varsa: vesaik mukabili sık kullanılan bir ara çözümdür.
  • Alıcının güvence isteği yüksek, satıcının pazarlık gücü güçlü ise: peşin veya kısmi peşin + bakiye vadeli kurgular tercih edilebilir.

Açık hesapla karıştırılan kavramlar: cari hesap, konsinye, kabul kredili mal mukabili

Açık hesap, çoğu zaman cari hesap ile karıştırılır. Cari hesap, tarafların birbirinden olan çok sayıdaki alacağını tek tek değil, hesapta kaydedip dönem sonunda bakiye üzerinden talep etmesine dayanan ayrı bir sözleşme tekniğidir. Açık hesap satış, cari hesapla yürütülebilir ama her açık hesap ilişkisi otomatik olarak cari hesap sözleşmesi sayılmaz.

Konsinye satışta ise mal gönderilir ama genelde satış gerçekleşene kadar mülkiyet ve satış riski farklı şekilde düzenlenir. Tahsilat, nihai satışa bağlanabildiği için açık hesaptan ayrılır.

Kabul kredili mal mukabili ise vadeli ödemenin bir poliçe/bono “kabulü” gibi kıymetli evrak mekanizmasıyla güçlendirildiği yapılara işaret eder. Bu yapı, alacağı ispat ve devredilebilirlik açısından kolaylaştırabilir; ancak tahsilat riskini tamamen ortadan kaldırmaz.

Danışmanlık

Profesyonel hukuki danışmanlık mı arıyorsunuz?

Avukatistan üzerinden kolayca hukuki danışmanlık talebi oluşturup, sisteme kayıtlı binlerce avukattan teklif alabilirsiniz.

Lütfen unutmayın
  • Avukatistan, avukatlardan alınan hizmetler için herhangi bir ücret ya da komisyon talep etmez.
  • Hizmetlerimiz yalnızca avukatlarla iletişim kurmanıza yardımcı olmak içindir; avukatlar tarafından verilen hizmetlerden Avukatistan sorumlu tutulamaz.

Avukatlara Özel

Avukatistan’da profilinizi büyütün

Kaydınızı tamamlayın, daha görünür olun ve size uygun müvekkil talepleriyle daha hızlı buluşun.

Avukat Olarak Kaydol