Toggle sidebar
Elverişli Teşebbüs Nedir?

Elverişli Teşebbüs Nedir?

15 dakika

Elverişli teşebbüs, failin bir suçu işlemeye kastederek doğrudan icra hareketlerine geçtiği ve seçtiği araç ile yöneldiği konu somut olayda sonucu doğurmaya objektif olarak uygun olduğu hâlde suçun dış bir engelle tamamlanamadığı durumdur. TCK 35’teki bu çerçevede değerlendirme, niyet beyanından çok icranın başladığı eşiği ve hareketlerin elverişli sayılıp sayılmadığını; araç, mesafe, hedef ve koşullar birlikte incelenerek yapılır. Hazırlık aşamasında kalan adımlar, doğrudan icra hareketi sayılmadıkça teşebbüs kapsamında görülmez; baştan sonuca ulaşması mümkün olmayan girişimlerde ise elverişsiz teşebbüs gündeme gelir. En sık hataya düşüren nokta, elverişlilik testinin yalnızca kullanılan alete değil, suçun yöneldiği konu ve olayın şartlarına göre de değişmesi ve nitelendirmeyi bir anda tersine çevirebilmesidir.

TCK m.35’te elverişli hareket şartı neyi ifade eder?

Elverişli teşebbüs teriminin pratik anlamı

TCK m.35’te geçen “elverişli hareketlerle” ifadesi, teşebbüsün her niyet açıklamasında değil, ancak suçun sonucunu doğurmaya objektif olarak uygun bir hareket dizisinde gündeme geleceğini anlatır. Yani fail “suç işlemeye karar verdim” demiş olsa bile, dış dünyada yapılan hareketler suç tipinin gerçekleşmesine uygun değilse teşebbüsten söz etmek kolay değildir.

Pratikte elverişlilik, şu soruyla test edilir: “Failin kullandığı araç, hedef aldığı konu veya mağdur ve olayın koşulları bir araya geldiğinde, bu hareketler normal akış içinde suçu tamamlamaya uygun mu?” Bu değerlendirme soyut yapılmaz. Somut olaya göre yapılır. Örneğin aynı hareket, bir olayda elverişli sayılabilirken başka bir olayda elverişsiz görülebilir. Çünkü mesafe, zaman, fiziksel koşullar, kullanılan aracın niteliği gibi ayrıntılar elverişliliği doğrudan etkiler.

Kanunun güncel metninde teşebbüsün temel tanımı bu “elverişli hareket” eşiğine bağlanır. Bu nedenle uygulamada teşebbüs tartışmalarının önemli bir kısmı “hazırlık mı, icra mı?” kadar “bu icra hareketi elverişli mi?” noktasında da düğümlenir. Türk Ceza Kanunu m.35 bu çerçeveyi net şekilde kurar.

Tamamlanmış suçtan farkı

Tamamlanmış suçta, kanundaki tipik unsurlar eksiksiz gerçekleşir. Teşebbüste ise fail suçu işlemeye kasteder ve doğrudan icraya başlar; ancak suç ya hareket aşamasında yarıda kalır ya da netice gerçekleşmez.

Bu fark, sadece “sonuç olmadı” demek değildir. Teşebbüste hareketler elverişli olmalı ve dış bir engel nedeniyle tamamlanamamalıdır. Buna karşılık suç tamamlanmışsa artık “teşebbüs” değil, doğrudan o suçun tamamlanmış hâli üzerinden sorumluluk doğar. Bu ayrım cezanın belirlenmesinde de belirleyicidir; çünkü teşebbüste kural olarak tamamlanmış suça göre indirimli bir yaptırım rejimi uygulanır.

Suça teşebbüsün şartları: kast, icraya başlama, tamamlanamama

Suç işleme kastının kapsamı

TCK m.35’e göre teşebbüsten söz edebilmek için, failin işlemeyi kastettiği belirli bir suç olmalı. Bu yüzden “genel bir kötü niyet” ya da belirsiz bir zarar verme düşüncesi yetmez. Somut olayda failin hangi suçu hedeflediği, hareketlerin anlamı, kullanılan araç, seçilen hedef ve sözler gibi dışa yansıyan verilerle birlikte değerlendirilir.

Teşebbüste aranan kast, suçu “yarım bırakma” kastı değil; suçu tamamlamaya yönelmiş iradedir. Bu ayrım pratikte özellikle failin “ben korkutmak istedim” ya da “şaka yaptım” savunmalarında önem kazanır.

Doğrudan icraya başlama ölçütü

Teşebbüs için yalnızca hazırlık yapmak yetmez. Kanun, failin doğrudan doğruya icraya başlamasını arar. Bunun anlamı şudur: Failin davranışı artık suçun kanuni tanımındaki fiile temas edecek kadar ilerlemiş olmalı ve normal akışta devam ederse suçun tamamlanmasına hizmet etmelidir.

Uygulamada “icraya başlama” eşiği, tek bir işaretle değil, hareketlerin bütününe bakılarak belirlenir. Aynı davranış, olayın koşullarına göre bazen hazırlık sayılabilir; bazen de icra hareketi kabul edilebilir.

Failin elinde olmayan nedenlerle tamamlanamama

TCK m.35’in üçüncü ayağı, suçun failin elinde olmayan nedenlerle tamamlanamamasıdır. Örneğin üçüncü kişilerin müdahalesi, mağdurun kaçması veya beklenmeyen bir engel nedeniyle icra hareketleri yarıda kalabilir. Bu durumda teşebbüs hükümleri gündeme gelir.

Buna karşılık fail, kendi kararıyla ve dış bir zorlayıcı neden olmadan duruyorsa “elde olmayan neden” şartı oluşmayabilir. Bu tür durumlar çoğu kez teşebbüsten ayrı bir kurum olan gönüllü vazgeçme çerçevesinde tartışılır.

Hazırlık hareketi mi icra hareketi mi: sınır nasıl çizilir?

Hazırlık hareketlerinin cezalandırılmaması kuralı

Ceza hukukunda genel yaklaşım şudur: Kişi suç işlemeye niyet etmiş olabilir. Hatta plan yapmış, fırsat kollamış, araç temin etmiş olabilir. Buna rağmen bu aşamadaki davranışlar çoğu durumda hazırlık hareketi sayılır ve sırf bu nedenle “teşebbüs” oluşmaz.

Bu kuralın arkasındaki mantık pratiktir. Hazırlık aşaması hem çok erken bir evredir hem de kişinin suçtan vazgeçmesi hâlâ gerçekçi bir ihtimaldir. Bu yüzden hukuk, “düşünceyi” değil “icrayı” hedef alır.

Yine de önemli bir ayrıntı var: Bazı hazırlık davranışları, teşebbüsten bağımsız şekilde ayrıca suç olabilir. Örneğin yasak bir silahı bulundurmak, örgüt faaliyeti, sahtecilik araçlarını üretmek gibi durumlarda “hazırlık” etiketi otomatik bir dokunulmazlık sağlamaz. Somut olayda hangi suç tipinin tartışıldığı bu yüzden belirleyicidir.

İcraya başlama için aranan somut belirti

Hazırlıktan icraya geçişte ana kriter, davranışın artık suçun tipik fiiline doğru “geri dönüşü zor” bir aşamaya gelip gelmediğidir. Öğretide ve uygulamada aranan şey, dışarıdan bakıldığında suçun işlenmekte olduğunu gösteren somut bir belirti bulunmasıdır.

Bu değerlendirmede tek bir sihirli cümle yok. Genelde şu sorular birlikte sorulur:

  • Failin hareketi, suçun kanuni tanımındaki fiile doğrudan temas ediyor mu?
  • Hareket, normal akışında devam etse suçun tamamlanmasına hizmet eder mi?
  • Fail, artık sadece “hazırlıyor” mu, yoksa “uyguluyor” mu?

Örneğin bir yere gitmek, keşif yapmak, araç temin etmek çoğu kez hazırlıktır. Buna karşılık mağdura yönelmiş saldırı hareketine geçmek, kilidi kırıp içeri girmeye başlamak, tehditten öte cebir kullanmaya yönelmek gibi adımlar daha kolay şekilde doğrudan icraya başlama olarak tartışılır. Elbette nihai sınır, olayın tüm koşullarıyla birlikte hâkim tarafından çizilir.

Elverişlilik değerlendirmesi somut olayda nasıl yapılır?

Araç bakımından elverişlilik

Elverişlilik değerlendirmesi çoğu zaman kullanılan araçtan başlar. Araç, hedeflenen suç tipinin sonucunu doğurmaya normal şartlarda uygun mu? Burada aranan şey “kesin sonuç” değildir. Araç, somut olayda sonucu doğurmaya elverişli bir tehlike yaratıyor mu, buna bakılır.

Örneğin ateşli silahın çalışır durumda olması, bıçağın gerçek ve kullanılabilir olması, zehir sanılan maddenin gerçekten etkili olması gibi noktalar önemlidir. Aracın bozuk çıkması, merminin olmaması, maddenin etkisiz olması gibi hâllerde elverişlilik tartışmalı hâle gelir. Bu tür durumlar bazen “elverişsiz teşebbüs” başlığı altında değerlendirilir.

Ayrıca araç tek başına belirleyici değildir. Aynı araç, kullanılış biçimi nedeniyle elverişli kabul edilebilir veya elverişsiz görülebilir. Önemli olan araç ile hareketin birleştiği somut tablo.

Konu ve mağdur bakımından elverişlilik

Elverişlilik sadece aletle ilgili değildir. Suçun yöneldiği konu ve mağdur da değerlendirmeye dahildir. Hedeflenen şey veya kişi, suçun konusu olmaya elverişli mi? Örneğin hırsızlıkta ortada “başkasına ait taşınır mal” yoksa, yağmada mağdurun zilyetliği ve olayın yapısı hedeflenen sonucu etkiliyorsa, elverişlilik sorunu doğabilir.

Mağdurun özellikleri de bazı suçlarda önem taşır. Ancak değerlendirme “mağdur güçlüydü, o yüzden olmazdı” gibi soyut bir bakışla değil; failin hareketinin somut olayda gerçekten sonucu doğurmaya yaklaşması üzerinden yapılır. Mağdurun son anda kaçması veya üçüncü kişilerin araya girmesi gibi durumlar genelde elverişliliği ortadan kaldırmaz, sadece tamamlanmayı engeller.

Zaman, mekan, mesafe gibi koşullar

Elverişlilik testinin en sık gözden kaçan tarafı, zaman, mekan ve mesafe koşullarıdır. Aynı hareket, yakın mesafede elverişli sayılabilirken çok uzak mesafede elverişsiz görülebilir. Benzer şekilde karanlık, kalabalık, kapalı alan, güvenlik önlemleri, hedefe erişim imkanı gibi ayrıntılar “sonucu doğurmaya uygunluk” değerlendirmesini değiştirir.

Bu nedenle hâkim, olaya sonradan değil, esasen hareketin yapıldığı ana yakın bir bakışla yaklaşır. Suçun tamamlanmaması bazen failin kontrolü dışındaki koşullardan kaynaklanır. Bu durumda hareket elverişli olsa bile teşebbüs aşamasında kalınabilir.

Elverişli teşebbüs ile elverişsiz (imkansız) teşebbüs arasındaki fark

İşlenemez suç ve imkansız teşebbüs ayrımı

Tipik örnekler: boş hedef, bozuk araç, etkisiz mesafe

Elverişli teşebbüste failin icra hareketleri, somut olayın koşullarında suçu tamamlamaya objektif olarak uygun kabul edilir. Suç, failin kontrolü dışındaki bir engel nedeniyle bitmez. Elverişsiz (imkansız) teşebbüste ise görünüşte “icraya başlanmış” gibi dursa da, failin kullandığı araç veya hedeflediği konu baştan itibaren sonucu doğurmaya uygun değildir. Bu yüzden TCK m.35’in aradığı “elverişli hareket” şartı tartışmalı hale gelir. Uygulamada genel yaklaşım, mutlak elverişsizlik varsa teşebbüs hükümlerinin uygulanmamasıdır.

Bu noktada iki kavram karıştırılır:

  • İmkansız teşebbüs (fiili imkansızlık): Fail suç işlemeye yönelir; ancak olayın maddi gerçekliği nedeniyle suçun gerçekleşmesi mümkün değildir. Failin iradesi tam olsa da elverişlilik yoktur.
  • İşlenemez suç (hukuki imkansızlık): Failin hedeflediği şey, suçun kanuni tanımının konusu olamaz ya da suçun tipik unsuru hukuken hiç doğamaz. Bu durumda “hangi suça teşebbüs edildiği” bile netleşmeyebilir.

Tipik örnekler üzerinden düşünmek daha kolaydır:

  • Boş hedef: Fail, yatakta kişinin olduğunu sanıp ateş eder; ancak oda boştur. Burada “mağdur” fiilen yoksa elverişlilik sorunu doğar. Yine de bazı olaylarda değerlendirme, failin hareketinin yaratacağı tehlikenin ağırlığına göre değişebilir.
  • Bozuk araç: Fail ateş eder ama silah çalışmıyordur; fail bunu bilmiyordur. Araç sonuç doğurmaya elverişli değilse, teşebbüs sınırında ciddi tartışma çıkar.
  • Etkisiz mesafe: Fail çok uzak mesafeden, kullandığı araçla objektif olarak etkili olamayacağı bir şekilde saldırır. Mesafe ve koşullar nedeniyle hareket “sonuca uygun” görülmeyebilir.

Önemli pratik not: Elverişsiz teşebbüs kabul edilse bile, yapılan hareketler ayrı bir suç oluşturuyorsa (örneğin tehdit, genel güvenliği tehlikeye sokma gibi), sorumluluk o suçtan doğabilir. Bu yüzden nitelendirme yapılırken yalnızca “teşebbüs var mı yok mu?” sorusuna değil, eylemin bütününe bakmak gerekir.

Gönüllü vazgeçme elverişli teşebbüsü nasıl etkiler?

Vazgeçme ile “elde olmayan neden” ayrımı

Elverişli teşebbüste fail suçu işlemeye kasteder, icraya başlar ve hareketler sonuç doğurmaya uygundur. Ancak suç, failin elinde olmayan bir nedenle tamamlanamaz. Yakalanma riski, mağdurun direnmesi, üçüncü kişilerin müdahalesi, kapının açılmaması, silahın tutukluk yapması gibi engeller çoğu zaman bu kapsamdadır.

Gönüllü vazgeçme ise farklıdır. Burada fail, dışarıdan zorlanmadığı hâlde kendi iradesiyle suç yolundan döner. Bu dönüş, iki biçimde görülebilir: Fail icra hareketlerini sürdürmekten vazgeçer veya icra hareketleri bitmiş olsa bile kendi çabasıyla suçun tamamlanmasını ya da neticenin gerçekleşmesini engeller.

Sınır çizilirken uygulamada şu soru belirleyicidir: Fail gerçekten “isterse devam edebilecekken mi” durdu, yoksa “artık devam edemeyeceğini anladığı için mi” durdu? Örneğin polis sireni duyunca kaçmak genellikle gönüllü vazgeçme sayılmaz. Buna karşılık fail, mağdura zarar vermeyi bırakıp ortamdan ayrılıyor ve herhangi bir dış engel yoksa gönüllülük daha güçlüdür.

Gönüllü vazgeçmenin sonuçları

TCK m.36’nın temel sonucu şudur: Şartları oluşan gönüllü vazgeçmede fail, teşebbüsten dolayı cezalandırılmaz. Ancak bu, “hiç ceza verilmez” demek değildir. Eğer o ana kadar yapılan kısım bağımsız olarak başka bir suçu oluşturuyorsa, fail sadece o suçtan sorumlu olur. Örneğin öldürmeye teşebbüsten vazgeçen bir kişi, gerçekleşen yaralama fiili nedeniyle yaralamadan cezalandırılabilir.

Bir diğer kritik nokta da şudur: Fail “sonucu önlediğini” söylüyor olabilir; fakat netice yine de meydana gelmişse ya da önleme çabası ciddi ve etkili değilse, gönüllü vazgeçme yerine teşebbüs hükümleri gündeme gelebilir. Bu nedenle gönüllü vazgeçme değerlendirmesi, somut olayın akışı ve delillerle birlikte yapılır.

Teşebbüste ceza nasıl belirlenir ve en sık hatalar

Teşebbüste indirim mantığı ve genel çerçeve

Teşebbüste ceza, “tamamlanmış suçun cezası”ndan otomatik olarak tek bir oranla düşmez. TCK m.35/2, suçun türüne göre iki ayrı yöntem öngörür:

  • Suçun cezası ağırlaştırılmış müebbet ise, teşebbüs hâlinde mahkeme 14 yıldan 21 yıla kadar hapis cezasına hükmeder.
  • Suçun cezası müebbet ise, teşebbüs hâlinde ceza 10 yıldan 18 yıla kadar hapis olur.
  • Diğer tüm hâllerde mahkeme, verilecek cezadan dörtte birden dörtte üçe kadar indirim yapar.

İndirim oranı belirlenirken kanunun merkez ölçütü, “meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı”dır. Pratikte bu; icra hareketlerinin ne kadar ilerlediği, suçun tamamlanmasına ne kadar yaklaşıldığı, somut tehlikenin düzeyi ve ortaya çıkan fiilî zarar gibi unsurlarla birlikte değerlendirilir.

Önemli bir nokta da şudur: Teşebbüs indirimi, “yatar” hesabı değil, hükmedilecek cezanın belirlenmesi aşamasıdır. İnfaz rejimi ayrı bir konudur.

Sık karıştırılan noktalar ve kısa sorular

Teşebbüste en sık görülen karışıklıklar şunlardır:

  • “Sonuç olmadıysa otomatik teşebbüs vardır” düşüncesi: Hayır. Elverişli icra hareketi ve tamamlanamama şartları ayrıca aranır.
  • “Vazgeçtim” savunması: Dış engel yüzünden durmak ile gönüllü vazgeçme aynı şey değildir.
  • “Teşebbüs indirimi kesin 1/2’dir” düşüncesi: Hayır. Çoğu suçta indirim 1/4 ile 3/4 arasında hâkimin takdirindedir.
  • “Teşebbüs varsa başka suç olmaz” düşüncesi: O ana kadar tamamlanan kısım ayrıca bir suç oluşturuyorsa, ayrıca sorumluluk doğabilir.

Danışmanlık

Profesyonel hukuki danışmanlık mı arıyorsunuz?

Avukatistan üzerinden kolayca hukuki danışmanlık talebi oluşturup, sisteme kayıtlı binlerce avukattan teklif alabilirsiniz.

Lütfen unutmayın
  • Avukatistan, avukatlardan alınan hizmetler için herhangi bir ücret ya da komisyon talep etmez.
  • Hizmetlerimiz yalnızca avukatlarla iletişim kurmanıza yardımcı olmak içindir; avukatlar tarafından verilen hizmetlerden Avukatistan sorumlu tutulamaz.