Kalkışma Suçları Nedir?
Kalkışma suçları, ceza hukukunda bazı fiillerde teşebbüs aşamasının tamamlanmış suç gibi kabul edilip cezalandırıldığı istisnai düzenlemelerdir. Amaç, ağır sonuçlar doğmadan önce anayasal düzen gibi temel değerleri korumaktır; bu yüzden elverişli icra hareketlerine başlanması çoğu zaman sorumluluk için yeterli görülebilir. Türkiye’de bu yaklaşım en çok anayasayı ihlal ile TBMM’ye veya hükümete karşı suç tiplerinde karşımıza çıkar ve cebir ve şiddet unsuru dosyanın merkezine oturur. Sınır genellikle hazırlık hareketiyle doğrudan icraya başlama arasında çizilir; hedef alınan kurum, kullanılan güç ve eylemin elverişliliği birlikte tartılır. En yaygın hata, sadece sonucun gerçekleşip gerçekleşmediğine odaklanmaktır; bazen küçük bir adımın bile hangi aşamayı geçtiği tüm değerlendirmeyi değiştirir.
Ceza hukukunda “kalkışma suçu” kavramı neyi ifade eder?
Dar ve geniş anlamda kullanım
“Kalkışma suçu” Türk Ceza Kanunu’nda tek bir madde adı değildir. Uygulamada ve öğretide, özellikle anayasal düzene karşı suçlar içinde yer alan bazı tiplerin ortak mantığını anlatmak için kullanılır.
Dar anlamda “kalkışma” denince genellikle TCK 309 (Anayasayı ihlal), TCK 311 (yasama organına karşı suç) ve TCK 312 (hükûmete karşı suç) gibi maddelerde görülen yapı kastedilir. Bu maddelerde “teşebbüs” kelimesi doğrudan suç tanımının içinde yer alır. Yani kanun koyucu, anayasal düzeni hedef alan belirli icra hareketlerine başlanmasını, tamamlanmış suç gibi cezalandırılabilir bir eşik olarak kabul etmiştir.
Geniş anlamda ise “kalkışma”, devletin anayasal düzenini veya bu düzenin işleyişini cebir ve şiddetle hedef alan suç tiplerinin genel adı gibi de kullanılabilir. Bu yaklaşımda odak, tek bir madde değil; korunan hukuki yarar (anayasal düzen) ve suçların erken aşamada bastırılmasına yönelik ceza siyaseti olur.
Günlük dilde “darbe girişimi” ile farkı
Günlük dilde “darbe girişimi”, siyasi ve toplumsal bir tanımdır. Olayın aktörlerini, hedefini ve etkisini anlatır. Ancak ceza hukukunda karar, bu etiket üzerinden değil; somut fiillerin hangi suç tipinin unsurlarını karşıladığı üzerinden verilir.
Bu yüzden “darbe girişimi” denilen bir olayda, TCK 309-316 kapsamındaki suçlar yanında, öldürme, yaralama, kamu malına zarar verme, silah suçları, örgüt suçları gibi birçok farklı suç da aynı dosyada gündeme gelebilir. “Kalkışma suçu” ifadesi ise daha çok TCK’daki belirli anayasal düzen suçlarının teknik çerçevesini anlatır.
Tamamlanması öne alınmış suç mantığı
Kalkışma suçlarının ayırt edici yönü, neticenin gerçekleşmesini beklemeyen bir kurguya dayanmasıdır. Kanun koyucu, anayasal düzen gibi ağır tehlike alanlarında, elverişli icra hareketlerine başlanmasını “tamamlanmaya yakın” bir aşama olarak görür ve cezalandırmayı bu noktaya çeker.
Bu, “her hazırlık hareketi suçtur” anlamına gelmez. Yine de temel tartışma şuradadır: Hangi noktada hazırlık biter, icra başlar; eylem hedeflenen sonucu doğurmaya elverişli mi; kullanılan yöntem kanunun aradığı cebir ve şiddet eşiğini aşıyor mu? Nitekim gerekçelerde de bu suçlarda teşebbüse ait icra hareketlerinin tam suç gibi cezalandırıldığı vurgulanır.
Kalkışma suçları suça teşebbüsten (TCK 35) nasıl ayrılır?
Hazırlık hareketi ve icra hareketi çizgisi
TCK 35’te “suça teşebbüs” için kritik eşik, failin kastettiği suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlamasıdır. Plan yapmak, konuşmak, niyet açıklamak, temas kurmak gibi davranışlar çoğu olayda “hazırlık hareketi” olarak kalır. Hazırlık hareketleri ise kural olarak teşebbüs sayılmaz; ancak bu hazırlıklar ayrıca bir suç tipine giriyorsa (örneğin örgüt, silah temini gibi) bağımsız şekilde cezalandırılabilir.
Kalkışma suçlarında ise uygulamanın odağı şuraya kayar: Anayasal düzeni veya devlet organlarının işleyişini hedef alan fiillerde, “icraya başlama” eşiği geçildi mi, geçilmediyse hâlâ hazırlıkta mı kalındı? Bu ayrım, özellikle cebir ve şiddet içeren eylemlerin somut ağırlığı ve hedefe yönelimi üzerinden yapılır.
Elverişlilik ve neticenin aranması
TCK 35 bakımından teşebbüs, suçun tamamlanamaması üzerine kurulur. Yani fail, suçu bitirememiş olmalıdır ve bu bitirememe hâli “elinde olmayan nedenlerden” kaynaklanmalıdır. Ayrıca hareketlerin suçu gerçekleştirmeye elverişli olması gerekir.
Kalkışma mantığıyla düzenlenen anayasal düzene karşı suçlarda ise, kanun koyucu çoğu kez neticeyi (örneğin düzenin fiilen ortadan kalkmasını) beklemeden, teşebbüs aşamasını suçun tamamlanmış şekli gibi yaptırıma bağlar. Bu nedenle tartışma “netice doğdu mu?”dan çok, “somut eylemler hedeflenen sonucu doğurmaya elverişli miydi ve cebir-şiddet eşiğini aşıyor muydu?” noktasında yoğunlaşır.
Teşebbüs hükümlerinin neden ayrıca uygulanmadığı
TCK 35, genel bir indirim mekanizmasıdır. Teşebbüs hâlinde verilecek cezanın nasıl belirleneceğini söyler ve 4 Haziran 2025’te yürürlüğe giren değişiklikle ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet yerine öngörülen süreler de güncellenmiştir.
Buna karşılık TCK 309, 311 ve 312 gibi düzenlemelerde “teşebbüs”, suçun tanımının içine alınmıştır. Yani kanun, bazı fiillerde teşebbüs aşamasını zaten asli suç tipi olarak kurar ve kendi cezasını doğrudan belirler. Bu yapıda TCK 35’i ayrıca uygulamak, aynı olguyu ikinci kez “teşebbüs” diye nitelendirmek ve özel hükmün öngördüğü yaptırımı genel hükümle indirmeye çalışmak sonucunu doğuracağından, uygulama kural olarak özel düzenlemeyi esas alır.
Anayasal düzene karşı suçlarda ortak unsurlar: amaç ve cebir şiddet
“Cebir ve şiddet” unsurunun sınırı
Anayasal düzene karşı “kalkışma” niteliği taşıyan suçlarda en kritik ortak payda, cebir ve şiddet unsurudur. Kanun metninde bu ibare boşuna yer almaz. Bu suçlar, sırf sert eleştiri, siyasi baskı, boykot çağrısı, toplantı düzenleme veya kurumları hedef alan sloganlarla değil; somut olayda fiziksel güce dayanan zorlama ve buna eşlik eden şiddet fiilleriyle gündeme gelir.
Buradaki sınır, her kamu düzeni ihlalini “anayasal düzene karşı suç”a çevirmemek için önemlidir. Kolluğa mukavemet, taşkınlık, mala zarar verme gibi fiiller elbette ayrı suçlar oluşturabilir. Ancak 309-311-312 çizgisindeki kalkışma suçlarında aranan “cebir ve şiddet”, hedefin doğrudan anayasal düzen veya anayasal organların görev yapma kapasitesi olmasıyla birlikte değerlendirilir. Bu nedenle dosyalarda tartışma genelde “şiddet var mı?” sorusundan önce, “şiddet hangi amaçla ve hangi hedefe yöneliyor?” sorusunda kilitlenir.
Barışçıl protesto ve ifade özgürlüğü nerede kalır?
Barışçıl protesto ve ifade açıklamaları, Anayasa’nın 34. maddesi kapsamında korunan toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının çekirdeğindedir. Anayasa Mahkemesi, barışçıl toplantının şiddet niyetiyle yapılan eylemleri kapsamadığını; buna karşılık şiddet içermeyen katılım bakımından devletin sabır ve hoşgörü göstermesinin çoğulcu demokrasinin gereği olduğunu vurgular.
Ayrıca bir gösteride bazı kişilerin şiddete yönelmesi, otomatik olarak herkesin eylemini “şiddet eylemi” haline getirmez. Değerlendirme kişinin somut tutumu üzerinden yapılır. Bu çizgi, kalkışma suçlarında “cebir ve şiddet” unsurunun genişletilerek barışçıl alanı yutmasını önleyen önemli bir emniyet supabıdır.
Kast ve özel amaç tartışmaları
Bu suçlarda sadece genel kast yetmez. Failin, cebir ve şiddet içeren hareketleri anayasal düzeni ortadan kaldırma, başka bir düzen getirme, düzenin fiilen uygulanmasını önleme gibi hedeflere yöneltmesi beklenir. Benzer şekilde TBMM’ye veya hükûmete karşı suçlarda da özel amaç, ilgili organı ortadan kaldırmaya ya da görev yapmasını engellemeye yönelir.
Uygulamada “özel amaç” çoğu zaman şu verilerle tartışılır: eylemin hedef seçimi, kullanılan araçların niteliği, örgütlenme ve koordinasyon, eylemin sürekliliği ve failin eylem içindeki rolü. Salt memnuniyetsizlik beyanı veya “düzen değişsin” temennisi, cebir ve şiddetle birleşmediği sürece bu suçların tipik alanında görülmez.
TCK 309-316 kapsamında düzenlenen başlıca kalkışma suçları
TCK 309: Anayasayı ihlal
“Kalkışma” denince ilk akla gelen düzenleme, TCK 309’daki Anayasayı ihlal suçudur. Bu suçta hedef, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın öngördüğü düzenin ortadan kaldırılması, yerine başka bir düzen getirilmesi veya mevcut düzenin fiilen uygulanmasının önlenmesidir.
Önemli nokta şudur: Kanun, bu hedeflere yönelik cebir ve şiddet içeren elverişli icra hareketlerine başlanmasını cezalandırılabilir eşik olarak görür. Yani “sonucun gerçekleşmesi” çoğu olayda aranmaz. Bu yüzden 309, klasik anlamdaki teşebbüs hükümlerinden farklı bir mantıkla tartışılır. Bu suç ve devamındaki hükümler Türk Ceza Kanunu içinde “Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar” başlığı altında yer alır.
TCK 311-312: Yasama organına ve hükümete karşı suçlar
TCK 311, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni (yasama organını) hedef alır. Cebir ve şiddet kullanarak TBMM’yi ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs edilmesi, bu madde kapsamında değerlendirilir.
TCK 312 ise hükûmete karşı suçtur. Burada da aynı çerçeve vardır: Cebir ve şiddetle yürütme organını ortadan kaldırmaya veya görev yapmasını kısmen ya da tamamen engellemeye yönelik teşebbüs. Güncel anayasal sistem içinde “hükûmet” kavramı, somut olayın özelliğine göre yürütme organının işleyişi üzerinden yorumlanır.
TCK 310, 313-316: suikast, silahlı isyan, örgüt, silah sağlama, anlaşma
TCK 310, Cumhurbaşkanına suikast ve fiilî saldırı fiillerini ayrı bir suç tipi olarak düzenler. Bu düzenleme, yalnız kişiye yönelen saldırıyı değil, Cumhurbaşkanlığı makamının anayasal işlevini de korur.
TCK 313’te Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine karşı silahlı isyan başlığı altında, halkı silahlı isyana tahrik gibi fiiller öne çıkar. TCK 314, silahlı örgüt kurma, yönetme veya üyelik hallerini; TCK 315 ise bu yapılara silah sağlama fiilini kapsar.
TCK 316’daki suç için anlaşma ise, bu bölümdeki ağır suçları elverişli vasıtalarla işlemek üzere iki veya daha fazla kişinin anlaşmasını, icraya başlanmasa bile bağımsız bir suç olarak ele alır.
TCK 309-316 suçlarında ceza ve yaptırımlar kuşbakışı
Ağırlaştırılmış müebbet ve diğer temel cezalar
TCK 309 (Anayasayı ihlal), TCK 311 (yasama organına karşı suç) ve TCK 312 (hükûmete karşı suç) bakımından temel yaptırım, kural olarak ağırlaştırılmış müebbet hapistir. Ayrıca eylem sırasında başka suçlar işlenmişse, onlar için de ayrıca ceza verilir.
TCK 310’da Cumhurbaşkanına suikast ağırlaştırılmış müebbettir ve dikkat çekici biçimde teşebbüs halinde de suç tamamlanmış gibi cezalandırılır.
TCK 313’te “silahlı isyan” daha parçalı bir ceza yapısına sahiptir: halkı silahlı isyana tahrikte 15-20 yıl, isyan gerçekleşirse 20-25 yıl; isyanı idare eden için ağırlaştırılmış müebbet; isyana katılanlar için 6-10 yıl hapis öngörülür.
TCK 314’te silahlı örgüt kurma veya yönetme 10-15 yıl, üyelik 5-10 yıldır. Ayrıca 2 Mart 2024 tarihli 7499 sayılı Kanun’la eklenen fıkra kapsamında, “örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme” için de 5-10 yıl hapis ve olayın niteliğine göre indirim imkanı düzenlenmiştir.
TCK 315’te silah sağlama 10-15 yıl; TCK 316’da “suç için anlaşma” ise suçun ağırlığına göre 3-12 yıl arası hapis cezası öngörür.
İştirak, örgüt bağlantısı ve ceza artışları
Bu suçlarda “kim yaptı?” sorusu kadar “hangi rolde yaptı?” sorusu da önemlidir. Müşterek faillik, azmettirme ve yardım etme gibi iştirak halleri, çoğu dosyada cezanın belirlenmesinde belirleyici olur. Özellikle ağırlaştırılmış müebbet gerektiren suçlarda, failin eylem içindeki konumu cezanın bireyselleştirilmesinde tartışma başlığına dönüşür.
Öte yandan bazı olaylarda, fiil Terörle Mücadele Kanunu kapsamında “terör suçu” sayılırsa, TMK 5 uyarınca hapis cezaları yarı oranında artırılabilir; müebbet yerine ağırlaştırılmış müebbet uygulanması gibi sonuçlar gündeme gelebilir. Bu artırımın koşulları somut olaya göre ayrıca değerlendirilir.
Etkin pişmanlık ve indirim ihtimalleri
309-312 gibi çekirdek “kalkışma” suçlarında, kanun içinde doğrudan bu maddelere özgü bir “etkin pişmanlık” mekanizması her dosyada otomatik işletilen bir yol değildir. Buna rağmen somut olayda; rolün tali kalması, eylemin yoğunluğu, yargılama sürecindeki davranışlar gibi unsurlar, genel indirim ve bireyselleştirme kurumları üzerinden tartışılabilir.
Buna karşılık iki başlık pratikte daha görünürdür. Birincisi, TCK 316/2’de “anlaşma” suçunda, amaçlanan suç işlenmeden veya anlaşma nedeniyle soruşturmaya başlanmadan önce ittifaktan çekilenlere ceza verilmemesidir. İkincisi ise örgüt suçlarında, şartları oluştuğunda TCK 221’deki örgüt için etkin pişmanlık hükümlerinin gündeme gelebilmesidir.
Bir olayda 309-310-311-312 birlikte gündeme gelince ne olur?
İçtima ve hangi suçtan hüküm kurulacağı
Tek bir olayda hem anayasal düzeni hedef alma iddiası (TCK 309) hem de TBMM’ye (TCK 311) veya yürütmeye (TCK 312) yönelme iddiası birlikte tartışılabilir. Uygulamada ilk soru şudur: Failin cebir ve şiddet içeren icra hareketleri tek bir bütün hareket mi, yoksa birbirinden ayrılabilen birden fazla fiil mi?
- Tek fiil, birden çok suçu düşündürüyorsa fikri içtima gündeme gelebilir. Bu durumda mahkeme, somut fiilin hangi suçu daha doğrudan karşıladığına ve hangi hukuki yarara yöneldiğine bakarak genellikle en ağır yaptırımı gerektiren suç üzerinden hüküm kurar.
- Ayrı fiiller veya ayrı hedefler varsa (örneğin farklı zaman dilimlerinde, farklı yerlerde, farklı organlara yönelik farklı eylemler) gerçek içtima daha kolay tartışılır ve birden fazla suçtan ayrı ayrı ceza ihtimali güçlenir.
TCK 310 (Cumhurbaşkanına suikast/fiilî saldırı) ise çoğu dosyada ayrıca ele alınır. Çünkü hedef alınan kişi ve korunan hukuki yarar farklıdır. Bu nedenle “309’la birlikte ayrıca cezalandırılır mı?” sorusu, fiillerin iç içeliği ve ayrı bir saldırı fiilinin bulunup bulunmadığı üzerinden değerlendirilir.
Yardım etme, azmettirme ve fail ayrımı
Bu tür dosyalarda “olayın içinde olmak” tek başına yetmez. Ceza sorumluluğu, kişinin hangi katkıyı yaptığıyla kurulur. Mahkemeler genelde şu ayrımları netleştirmeye çalışır:
- Fail / müşterek fail: İcra hareketlerini bizzat yapan veya eylem üzerinde ortak hakimiyeti bulunan kişi.
- Azmettiren: Suç işleme kararını başkasında oluşturan kişi.
- Yardım eden: Suçun işlenmesini kolaylaştıran, araç sağlayan, gözcülük yapan, kaçışı ayarlayan gibi tali katkı sunan kişi.
Bu ayrım, özellikle ağırlaştırılmış müebbet tehdidi olan suçlarda hükmün yönünü belirleyen ana başlıklardan biridir.
Suçun vasfının değişmesi ihtimali
309-311-312 çizgisinde en sık görülen risk, olayın ilk anlatımının zamanla değişmesi değil, hukuki nitelendirmenin değişmesidir. Yargılama ilerledikçe:
- “Cebir ve şiddet” eşiğinin aşılamadığı,
- Eylemin hedefinin anayasal düzen değil belirli bir kamu görevlisi ya da belirli bir kamu hizmeti olduğu,
- Elverişlilik bulunmadığı
gibi değerlendirmelerle suç vasfı 309’dan 312’ye, 312’den başka bir suça veya daha hafif suçlara doğru kayabilir. Ayrıca iddianamedeki sevk maddesi aynı kalsa bile mahkeme, savunma hakkını gözeterek (özellikle ek savunma ihtiyacı doğduğunda) farklı bir vasıfla hüküm kurabilir. Bu yüzden dosyada sadece “hangi madde yazıyor?” değil, “hangi unsur hangi delille ispatlanıyor?” sorusu belirleyicidir.
Soruşturma ve yargılamada pratikte dikkat çeken noktalar
Resen soruşturma ve delil yaklaşımı
TCK 309-316 kapsamındaki suçlar, pratikte çoğunlukla şikâyet aranmayan ve savcılığın suç şüphesini öğrenmesiyle kendiliğinden yürüyen soruşturmalardır. Özellikle bu suçların önemli bir kısmı, Terörle Mücadele Kanunu’ndaki “mutlak ve asli nitelikte terör suçu” listesiyle de kesiştiği için dosyalar çoğu zaman “terör” çerçevesinde ele alınır.
Delil yaklaşımında iki başlık öne çıkar. İlki, olayın “tek bir kalabalık eylem” gibi görünmesine rağmen sorumluluğun kişi kişi kurulmasıdır. Kim, hangi icra hareketini yaptı? Hangi anda, hangi araçla, hangi hedefe yöneldi? İkincisi ise delilin hukuka uygun elde edilmesidir. Anayasa Mahkemesi, hukuka aykırı delilin yargılamada kullanılmaması ilkesini adil yargılanma güvenceleriyle birlikte değerlendirir.
Bu suçlarda ceza tehdidi yüksek olduğu için, uygulamada zorunlu müdafilik de neredeyse standart hale gelir. CMK 150/3, alt sınırı beş yıldan fazla hapis gerektiren suçlarda müdafi görevlendirilmesini öngörür.
Görevli mahkeme ve yargılama usulü
Bu tür dosyalar kural olarak ağır ceza mahkemesinde görülür. 5235 sayılı Kanun m. 12, TCK’nın “Devletin güvenliğine karşı” ve “Anayasal düzene karşı” suçlarının önemli bir kısmını ve ayrıca TMK kapsamındaki suçları ağır ceza mahkemesinin görev alanına dahil eder.
Yargılama usulünde geniş sanık grupları, çok sayıda dijital materyal ve bağlantılı dosyalar sık görülür. Bu nedenle mahkeme, bir yandan dosyayı bütün olarak okurken bir yandan her sanık bakımından delili ayrıştırmaya çalışır. Savunma tarafı için en kritik pratik ihtiyaç, dosyada “genel anlatı” ile “kişiye özgü fiil” arasındaki çizgiyi görünür kılmaktır.
Yargıtay uygulamasında öne çıkan kriterler
Yargıtay çizgisinde, 309-312 gibi “kalkışma” mantığı taşıyan suçlarda tartışma çoğu zaman şu kriterlerde düğümlenir:
- Cebir ve şiddetin gerçekten var olup olmadığı ve korunan hukuki değere yönelip yönelmediği.
- Eylemlerin, hedeflenen sonuca götürmeye elverişli icra hareketi sayılıp sayılmadığı.
- Failin rolü: doğrudan icra, komuta ve koordinasyon, ya da bazı durumlarda “görev ve yükümlülüğü” ihmal ederek katkı iddiaları.
Bu çerçeve, “olayın siyasi ağırlığı”ndan bağımsız olarak, suçun maddi ve manevi unsurlarının somut delille kurulmasını zorunlu kılar.
Profesyonel hukuki danışmanlık mı arıyorsunuz?
Avukatistan üzerinden kolayca hukuki danışmanlık talebi oluşturup, sisteme kayıtlı binlerce avukattan teklif alabilirsiniz.
- Avukatistan, avukatlardan alınan hizmetler için herhangi bir ücret ya da komisyon talep etmez.
- Hizmetlerimiz yalnızca avukatlarla iletişim kurmanıza yardımcı olmak içindir; avukatlar tarafından verilen hizmetlerden Avukatistan sorumlu tutulamaz.